Petrol denizinde boğulan ülke: Venezuela

Çok değil 10 yıl öncesine kadar, Latin Amerika solu için Venezuela bir başarı öyküsüydü. Bugün, orta gelirli bir ülkenin sadece ciddi bir savaşla yaşayabileceği seviyede bir sosyal ve ekonomik krize yuvarlanmış durumda. 30 milyon nüfuslu ülke, sadece dünyanın en kötü ekonomik görünümüne değil, Batı Yarımküredeki en ciddi insani krizine de sahne oluyor. Enflasyon yüzde 700’lerde. Çocuklar temel bakım ürünleri yokluğundan ölüyor. En temel ilaçlar bile bulunamıyor. Ülkenin en büyük gıda birliği, stoklarında 15 gün yetecek gıda kaldığını açıkladı. Marketlerin rafları bomboş. Ülkedeki tek bolluk kuyruklar. Ekmek ve temel gıda maddelerini alabilmek için saatlerce bazen günlerce kuyruklarda beklemek gerekiyor. İyi insanlar bile fırsatını bulduğunda yağmalara katılarak hırsızlığa mecbur kalıyor. İnsanlar et yiyebilmek için güvercin hatta kedi köpek avlıyor. Balkonlarında tavuk yetiştiriyor. Paranın hiçbir değeri yok. İnsanlar alışverişi bulabilirlerse patatesle yapıyor. Kuraklık, ülkenin elektriğinin yüzde 65’ini sağlayan Guri Barajında suyu bitirince bütün bu olumsuzlukların üstüne bir de karanlık çöktü. Başkentte bile her gün en az 4 saat elektrik kesintisi yaşanıyor. Doktorlar akıllı telefonun ışığında ameliyat yapıyor. Bazı bölgelere 21 günde bir kez su veriliyor. Devlet televizyonu bir kova su ile nasıl banyo yapılabileceği konusunda vatandaşlarını eğitiyor. Elektrik tasarrufu sağlamak gerekçesiyle resmi daireler haftanın sadece 2 günü çalışıyor. Hem de halkın devletine gerçekten en fazla ihtiyaç duyduğu bugünlerde. Elektrik kesintileri nedeniyle sık sık yağma olayları ve isyanlar yaşanıyor. Çıkan isyanları ve her türlü protestoyu hükümet şiddetli şekilde bastırmaya çalışıyor. Ve bütün bunlar yetmezmiş gibi, halen 400 binden fazla kişiye bulaşan Zika virüsü salgını her geçen gün daha da kötüye gidiyor.

Peki neden böyle oldu? Venezuela’nın parası olmadığı için mi? Hayır. Venezuela, dünyanın en büyük petrol rezervine sahip ülkesi. Suudi Arabistan’ınkinden bile fazla petrolü var. Chavez hükümeti ve son üç yılda da sadık halefi Nicolas Maduro hükümeti boyunca sadece petrolden 1 trilyon dolardan fazla gelir elde etti. Elbette ki petrol fiyatlarındaki düşüşün gelirde azalmaya yol açtığı bir gerçek. Elbette ki El Nino nedeniyle kuraklık var. Ancak Venezuela’da olan biteni bunlarla açıklamak mümkün değil. Daha, ham petrol varil fiyatının 100 doların üzerinde seyrettiği 2014 yılında bile Venezuela’da temel ihtiyaç ürünlerinde kıtlıklar başlamıştı. Gerçek şu ki Venezuela yıllardır kötü politikalar ve berbat kararlarla yönetiliyor ve halk da bu kötü politika ve kararları, günü kurtaran küçük menfaatleri karşılığında sürekli ödüllendirdi. Halk, ülkesini nasıl bir felakete sürüklediğini fark ettiğinde ise artık çok geçti.

Devletin kasası başkanın kumbarası
Hugo Chavez, 1998’de ilk kez aday olup ‘petrolün parasını ülkenin yöneticilerine ve bir avuç zengine değil halka yedireceğim’ dediğinde bu, yolsuzluklardan bıkmış halkın kulağına müzik gibi geldi. Yüzde 56 oy ile devlet başkanı seçildi. İlk yıllarında ılımlı merkez sol politikalar yürüttü. Farklı kesimlerden isimleri de çeşitli görevlere atadı. Yabancı yatırımcıları ülkesine yatırıma davet etti. Fakat gücü arttıkça kendisine başka bir rota çizdi. 2005 yılında ‘21’nci yüzyıl sosyalizmi’ adını taktığı ve ‘Chavismo (Çavizm)’ diye anılan yönetim felsefesini ilk kez açıkladı. Ulusal Kalkınma Fonu (FONDEN) adlı kamu şirketinin bünyesinde topladığı hiçbir şeffaflığı olmayan fonlarla, ülkenin milyarlarca dolarlık gelirinin nasıl harcanacağının tek belirleyicisi oldu. FONDEN 11 yıl önce kurulduktan sonra petrolden gelen milyarlarca doları, havuz inşaatlarından, Rus savaş jetleri almaya kadar, sadece Chavez’in kişisel onayına dayanan ve hiçbir parlamento denetiminden geçmeyen yüzlerce projeye akıtmaya başladı. Öyle ki, sosyalist yönetimin 2008 krizinde batacak Wall Street ikonu Lehman Brothers’a bile önemli oranda para yatırdığı sonradan ortaya çıkacaktı. Fon, 2012 yılında ülkenin tüm kamusal yatırım harcamalarının yarısını yapar hale gelecek kadar büyüdü. Sadece 2005-2012 arasında en az 100 milyar dolardan fazla parayı hiçbir ekonomik getirisi olmayan, çoğu yarı inşaat olarak kalan ölü yatırımlara gömdü. Fonden’in toplamda ne kadar para harcadığını bilmek ise mümkün değil. Muhalifler bu fona, tek bir imza ile milyar dolarları istediği yere aktarıp kimseye hesap vermek zorunda olmaması nedeniyle, ‘Chavez’in kumbarası’ adını taktı.
Ülkenin parası üzerinde kendinden önceki hiçbir devlet başkanının sahip olmadığı bu denetimsiz yetkiyi seçimlerde bir avantaja dönüştürdü. Paradan bir bölümünü, daha önce hiç yatırım görmemiş varoşlara ve kırsal kesimlere akıttı. Ancak istihdam yaratıcı kalıcı çözümler getiren yatırımlar olarak değil. Doğrudan azar azar para dağıtma üzerine kurulu bir sistem. Bundan dolayı ‘Chavez’in rüşvet fonu’ da deniyor. Elbette, yoksul bölgelere bugüne kadar görülmemiş hastane ve okul gibi tesisler de yapıldı. Dolayısıyla sadece muhalifler değil tarafsız analistler bile 2010’lu yıllarda bugünleri haber verdiğinde halkın büyük bölümü onlara inanmadı. Fonden’in kurduğu hastanelerden birinde tedavi olurken 2012’de Reuters’e konuşan 58 yaşında bir Venezuelalı, ‘Chavez’in ülkenin parasını çarçur ettiği bir yalan. Gerçek olsaydı böyle hastanelerimiz olabilir miydi?’ diye tepki gösteriyordu.

Devlette tek başlılık felaket getirdi
Venezuela’yı bugüne taşıyan en önemli nedenlerden biri ise Chavez’in çeşitli anayasa değişiklikleri ve referandumlarla pekiştirdiği tek adam rejimi oldu. 2004 yılında yüksek yargıyı da tamamen denetimi altına aldıktan sonra devlete yargısal denetim ve kuvvetler ayrılığı ortadan kalktı. Bunun yerine lidere sadık son derece politize bir yargı oluşturuldu. Hükümetin istemediği kararları alan yargıçlar tutuklandı veya tasfiye edildi.

Muhalefet liderleri ve sivil toplum organizasyonları hükümete darbe hazırlığı yapmak ve dış güçlerden parasal destek almakla suçlanarak hapsettirildi. Medya için, devletin yüksek makamlarına saygısızlığı kriminal suç haline getiren yasalar çıkarıldı. Muhalif medya baskılarla tasfiye edildi. Gazeteler, televizyonlar el değiştirdi. Bugün ülkedeki bütün televizyonlar ve gazeteler ya doğrudan ya da dolaylı olarak Maduro hükümetine bağlı.

Venezuela halkı ülkenin ve paralarının çok kötü yönetildiğini günlük yaşamında fark edip artık bir şey yapması gerektiğini anladığında çok geçti. Geçtiğimiz Aralık ayındaki seçimlerde parlamentonun üçte ikisini muhalefet kazandı. Fakat görevi biten eski parlamento, yeni milletvekilleri göreve başlamadan alelacele meclisin, merkez bankası üzerindeki denetim yetkisini kaldırdı. Yüksek Mahkemenin görev süresi bitmeye az kalmış 12 üyesinin yerine yenilerini seçerek muhaliflerin bu koltuklara atama yapmasını engelledi. Ve hükümetin yeni harcama bütçesini onayladı. Yeni oluşan Yüksek Mahkemenin seçim sonuçlarına müdahalesi çok sürmedi. Muhalefetin çok yüksek oy aldığı Amazon eyaletindeki seçimler iptal edildi. O bölgede seçimin yenilenmesi gerekiyor ancak bu konuda henüz somut bir gelişme yok. Amazon milletvekilleri dâhil olamayınca muhalefetin Meclisteki varlığı yüzde 60’ta kaldı. Bu da Yüksek Mahkeme üyelerini görevden almaya veya bir Anayasa Meclisi toplamaya yetmiyor. Ocak ayı başından beri Yüksek Mahkeme, hükümetin yargısal zırhına dönüştü. Meclis’ten geçen neredeyse her yasayı iptal ediyor. Maduro, muhalefetin kendisine karşı darbe hazırlığında olduğunu iddia ettikten sonra ülkede 60 gün süreyle olağanüstü hal ilan etti. Muhalefetin çoğunlukta olduğu Meclis bu kararı tanımadı. Maduro da Meclisin tanımama kararını tanımadığını açıkladı. Meclis’in politik değerinin kalmadığını ilan etti ve Meclis’i tamamen kapatmayı ima etti. Olağanüstü Hal, Meclis’in bütçe ve kabine üzerindeki bütün denetimini askıya alıyor. Her gün yaşanan yağma veya isyan olaylarına yayın yasağı getirildi. Maduro, ülkeye karşı ekonomik savaş başlatıldığını iddia ediyor. Her basit tepkiye, her basit eleştiriye, en masum protestoya bile ‘devlete komplo’, ‘darbe girişimi’ yaftası vuruluyor. Ülke hapishanelerinde 10 bine yakın siyasi mahkum var. Bunların en ünlüsü Maduro’ya karşı başkan adayı olacakken tutuklanan eski belediye başkanı Leopoldo López. 76 muhalif belediye başkanından 33’ü yargılanıyor.
Venezuela, 15 yıldır devam eden bir çabayla ağır ağır intihar eden bir ülke görünümünde. Nefret bir politik strateji artık. Hukuk, adaletin değil hükümranlığın aracı. Her köşeden yolsuzluk ve yoksulluk akıyor. En masum itirazları bile cezalandıran yasalar yürürlükte.
2015 yılında polis, Daniel Yabrudy adlı bir muhalif aktivist ile arkadaşlarını, Caracas’taki bir süpermarketin önünde kuyrukta bekleyenlere kahve ve su ikram ederken gözaltına aldı. Suçları büyüktü. Çünkü bardakların üzerine şöyle yazmışlardı: ‘Buna asla alışmayın! Daha iyi yaşamamız mümkün’.

CEMAL TUNÇDEMİR

1 YORUM

CEVAP VER