Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı üzerinden, Türkiye’de kadın sorununun katmerli ve kangrenli bir durumda olduğunu okuyabilir miyiz?
Sahi bu bakanlığa neden hep kadınlar bakmak (!) zorunda? Ortalama bir algı için, “Ev işine kadın bakmayacak da erkek mi bakacak?” deyip geçeriz. Ancak mesele bu kadar da masum değil. Bu fotoğraf, bir ölçüde kadın meselesini, kadının doğurganlığını ve aile problemlerini çözümsüz gören bir duruşun dışa vurumu…  Zira kadınlar, kendi çaplarında oyalansınlar; izleyenlere de rahatlatıcı bir imaj versinler mantığının bir tezahürü değil de nedir mesele? Zaten türedi veya çakma bir bakanlık olduğunu kısa sürede ad değiştirmesinden de yakalayabiliriz. Çünkü başlangıçta “Kadın ve Aileden Sorumlu Bakanlık” idi; sonra “kadın” ifadesi problemli bulunduğu için rafa kaldırıldı (!)
Esasında göstermelik bir bakanlık basbayağı… Tıpkı bütün yetkileri elinde bulunduran, kadının çalışmasına da pek sıcak bakmayan, ataerkil algıdaki bir okul müdürünün, eleştiriden korunmak için “kadın” müdür yardımcısı atamasına benziyor vaziyet. Belli ki bu bakanlık, karar ve icraat mevkii olmayıp, görev konumu olduğundan, vazife ve itaat ehline ihtiyaç duyulmakta; bunun temsilcisi olarak da kadın düşlenmekte. İcraat yapmaya kalkışanın da kısa sürede by-pass edildiğine şahit olmadık mı?
Siyasi arenadan bakarsak biraz da gönül alma, mavi boncuk dağıtma bakanlığı gibi görünüyor. Çünkü Selma Aliye Kavaf’ın onca gaflarına tanık olduktan sonra, adeta siyasete abanan ve asılan bir duruşun ardından, ablasını da aynı makamda bakan olarak gördük. Kuşkusuz kardeş olsalar da ayrı kimlikler ancak farklılık ve çeşitlilik algısına direnç gösteren bir anlayış var ortada. Aralarında varsa bir yarış, “bak senin gönlünü de aldık” demenin politik dili böyle olmalı şimdilerde. Sonuçta her iki bakanın verdiği mesaj çok açıktı: “Önemli olan koltuğumuzu korumak… Kolay mı geldik buraya… Öyle ya zaten atanırlarken de, gönül almak için getirilmişlerdi…
Şimdi zaruret kabinesinde yine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na Fatma Betül Sayan atandı, ne âlâ… Özgeçmişine bakarsak diplomaları/etiketleri iyi…Buradan şunu anlarız: “Bak kadının aklı kısa filan değil, gencecik yaşında hangi başarılara imza atmış. Zevahiri kurtarmak için sorun yok; ancak acaba kadın sorunları üzerine toplumsal ve psikolojik dahi kültürel ölçekte ne kadar kafa yordu, ne tür projeler üretti, nasıl olumlu geri bildirimler aldı? Bunları sormazsak, sıradan bir Anadolu erkeğinin, eşi için “Bizim evin içişleri bakanı hanımdır. Ev işlerine o bakar” demesine benzemiyor mu? Hem zaten yuvayı dişi kuş yapacaksa ‘aile bakanı’ da kadın olmalı… Dahası muhafazakâr zihniyet, “kadının yeri evi” diyorsa, bu eve de kadın bakmalı, eşiği aşanlara da doğru adresi, evi kadın bir bakan göstermeli. Zaten kadının çocuk doğurması başlı başına bir olay ve içinden çıkılması kolay değil. İçinden çıkılmayacak (dişilere dair) sorun varsa, “kadınlar birlikte bakanları da dâhil kutlamalar ve partiler düzenleyerek paravan oluştursunlar” demenin bürokratik dili bu olmalı.
Bütün bunlar bir yana, konu üzerinde çalışan, toplumsal cinsiyet sorunsalına hâkim kısacası “derdi olan” bakanlar getirilmediği için, her birinin projesi de yarım kalmaya mecbur görünmektedir. Mesela şimdilerde bir önceki bakanın fizibilite yapmadan, “ben yaptım oldu mantığı”yla sözde düğmeye bastığı, Aile Sosyal Destek Programı (ASDEP) nasıl sürdürülecek veya aldığı olumsuz geri bildirimler ne şekilde rehabilite edilecek? Kestirmek doğrusu kolay değil…
Bir de bu bakanlığın kimsesiz çocuklara ve bakıma muhtaçlara el uzattığını anımsarsak şifre çözülmeye başlıyor. Nasıl ki evlerde erkek, çocuk, yaşlı ve hasta vb. bakımını kadınlar üstlenir, devlette de bakıma ve ilgiye muhtaç grupların bakımı kadına veriliyor. Kadın şefkatin temsilcisi ise aileye müşfik kollarını kadın uzatmayacak da kim uzatacak? Ancak bu algı bir başka şeyi dışa vurmakta: Aile söz konusu olunca, koruyucu ve devamlılık anlamında güvenin adresi kadındır. Belli ki erkeğe bu konuda iktidar bile bel bağlamıyor…
Uzun lafın kısası, gerçek anlamda Türkiye’nin büyümesinden söz edeceksek; kadının gelişmişliğinden rahatlıkla bahsediyor olmamız gerekir. Eğer kadınımız hâlâ “-mış gibi yaşama”ya yazgılı ise ülkemiz hakkında da, “değişmiş veya gelişmiş gibi” söz etmeye mecburuz! Ancak bu göstermelik görevler, kadın algımızın “farklıymış gibi” görünmesinden başka bir şey değildir.

1 YORUM

  1. Neden kadın hiç düşündünüzmü bir kadın ne kadar rahat sorunlarını bir erkeğe anlatabilirmi çakma diyorsunuz ya hiç çalışmalarında bulundunuzmu uzaktan ahkam kesmek kolay hizmet talep eden insanları yakından gördünüz mü ve onlar için sorunlarına çare olan bakanlığın halkla iç içe olduğunu gördünümüzmi görmediyseniz gidin bakanlıkta yada çalışan komisyonlarında bulunun o azaman göreceksiniz çakmamı değilmi

CEVAP VER