AKP’de bir dönüşüm yaşandı, bir metamorfoz! Dün ak dediklerine bugün kara demelerinin ardında yatan sebep bu. Erdoğan ve AKP, daha önce Öcalan ve PKK ile görüşmeler ekseninde Kürt meselesine siyasi çözüm bulma kararını veren ve risk alan siyasi iradenin ta kendisi değil miydi? Bugün neden 180 derece dönerek 1990’ların şahin politikalarının çıkmaz sokağına soktular ülkeyi? Bu, üzerinde durulması gereken bir soru. Diğer bir 180 derece dönüş, Cemaat’e ilişkin tutum. 2010’ların başlarına kadar AKP’de Hizmet Hareketi konusunda açığa vuran hiçbir rahatsızlık yokken, bir anda 17 Aralık 2013 yolsuzluk operasyonu sonrasında hükümete karşı “Paralel Yapı!” tarafından gerçekleştirilen komplo iddiaları ortaya atıldı. Bugün ise sözde “FETÖ terör örgütü yapılanması!” gibi irrasyonel ve hukuksuz iddialar üzerine inşa edilen hukuksuz ve can yakıcı bir takibat politikası fütursuzca uygulanıyor. Birbirinden çok farklı görünen her iki olayın sebepleri aynı.
Devletler, şiddet kullanımı ile herhangi bir siyasi ya da ideolojik bir hedefe varmayı amaçlayan organize bir örgüte tepki verir. Ama mesele sadece bu mu? AKP, HDP gibi yasal çerçevede kurulmuş ve seçimlere girerek Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı illerde kısmen yüzde seksenlere varan oy oranlarına sahip, dahası yüzde onluk ülke barajını aşarak onlarca vekili meclise sokmuş bir siyasi partinin üzerine gidiyor, Anayasa ve yasaları hiçe sayarak. Üstelik Kürt meselesine yaklaşımı ulusalcı reflekslerden ibaret CHP ve radikal-milliyetçi söylemlerle Kürtlerin tüm kazanılmış olan ve talep ettikleri hakları külliyen reddeden MHP tarafından desteklenerek!
Oysa düne kadar tam da bu konuda diğerlerinden farklı bir siyaset takip etmekteydi AKP. Oslo görüşmeleri ve İmralı müzakerelerinin siyasi kararını veren dönemin başbakanı Erdoğan’dı. Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, yine Erdoğan başbakanlığında AKP tarafından yasalaştırıldı. Ne oldu da Abdullah Öcalan’ı ya da PKK temsilcilerini müzakere muhatabı alacak pozisyondan bugünkü şahin pozisyona ışınlandı AKP bir anda?
Hem Kürt sorununa ilişkin bu inandırıcılığı sırıtan siyaset kırılması, hem Cemaat’e karşı olan tutum, esasen AKP ile derin devletin izdivacına işaret ediyor. Elbette bu bir mantık evliliği; ortada bir aşk ve tutku yok. 17 Aralık’ta çok da siyasi alternatifleri yoktu. Statüko karşıtı bir partinin akçeli işlere bulaşmış kadrosu, bir “varoluş mücadelesi” vermek zorunda kaldı! Eski Türkiye’nin “derin” beklentilerini karşılayarak, denize düşen yılana sarılır misali, AKP’yi statükocu tezat bir kimliğe bürüdüler. Kendi söylemlerine, belagatlerine, reformlarına, hatta bilfiil kendilerine karşı bir siyaset rotasına girdiler. Kuruluş felsefelerini ve ideallerini bir kenara koyarak, İslamcı ilm-i siyasetin kaygan zemini ve biat kültürü sayesinde yepyeni bir söylem ve metotla, afallatıcı bir metamorfoz geçirdiler.
Tüm bu dönüşümün arkasındaki karar alıcıyı herkes biliyor. Böylelikle istişare kültürünün yeşerdiği AKP’den Arınç’ların, Gül’lerin, Davutoğlu’ların tasfiye edildiği tek adam rejimine geçilmiş oldu. Maalesef AKP’nin tasfiye edilen kurucu babalarının cüzi itirazları da cılız oldu. Böylelikle tek adam ve toplama ekibi, eski Türkiye’nin tüm kurumlarını kendi siyasi kariyerleri doğrultusunda kullanmaktan imtina etmedi. Derin devletin reenkarnasyonu tamamlanmıştı artık.
HDP’lilerin dokunulmazlığı kaldırılınca ne olacak? Daha fazla barış ve huzur mu gelecek ülkeye? Yoksa şiddet sarmalı ivme mi kazanacak? Cemaat’e bugün terör örgütü diyenler, yarın devran dönerse, kendilerinin üzerine benzer metotlarla gidilirse eğer, hangi hukuka sığınacaklar? Farklı düşünen milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldıranlar, güçleri tükenip benzer muameleye maruz kaldıklarında, bu hukuksuzlukların yolunu açtıkları için gurur duyabilecekler mi? Bugün tüm farklılıklara, eleştirilere, kendileri gibi olmayanlara tepeden bakanlar, aynı enaniyete sahip olabilecekler mi o gün?

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER