[email protected]

Belirtmek gerekir ki, din her zaman ve bugün de siyasette istismar edilmektedir. Dinin istismarı siyasi mücadelede, siyasetin başarı merdivenlerini tırmanmada işe yaramaktadır. Fakat bu din-siyaset ilişkisinin zatından değil, arızi ve çarpık ilişkisinden kaynaklanan bir durumdur.

Zihnimizde derin kök salmış da sınanmamış nice yargılar var, bunları şu veya bu etkiden kurtulmuş akılla kritik etmediğimiz müddetçe birer hakikatmiş gibi kabul eder, kabullerimizi birer ezber olarak hayatımızın sonuna kadar tekrar eder dururuz. Sınanmamış yargılardan biri de, son iki yüzyıldır modern insanın zihninde yer etmiş bulunan “din-siyaset” ilişkisidir.
Neyi kastettiğimizi şu soruyla anlatabiliriz: Siyaset mi din istismarına yol açar, yoksa din mi istismarı gerektirir? Siyasetle dinin arasını açma taraftarı olanlar bu sualin cevabını vermiş değiller. Belirtmek gerekir ki, din her zaman ve bugün de siyasette istismar edilmektedir.

Dinin istismarı siyasi mücadelede, siyasetin başarı merdivenlerini tırmanmada işe yaramaktadır. Fakat bu din-siyaset ilişkisinin zatından değil, arızi ve çarpık ilişkisinden kaynaklanan bir durumdur. İstismar, aldatma, yanıltma, kandırma, sömürü, hilekârlık, yalan vb. tutum ve davranışların tümü ilk elde ahlak konusuna girer. Buna göre eğer birileri dini siyasette istismar ediyorsa, ahlaksızca bir iş yapmış olur ve elbette her ahlaksızlığın birtakım zararlara yol açması dolayısıyla hukuki müeyyideleri de vardır. Mesela pirinç tartan bir bakkal eğer tartıda hile yapıp alıcıya 50 gram eksik veriyorsa yaptığı şey ahlaksızlıktır ama cezayı gerektiren bir suçtur da.

Ancak bizim üzerinde zihnimizi yoğunlaştırmamız gereken mesele bu değil. Daha temel ve bir bakıma beşeri tutum ve davranışların tabiatı, tabir caizse varlık yapılarıyla ilgili bir konudur. Yani din ile siyaset bir araya geldiğinde istismarın tevellüd etmesi zorunlu mu? İkisi arasında zorunlu bir reaksiyon mu söz konusu?

Eğer siyaset tabiatı gereği istismara sevk ediyorsa, özünde kötülük var demektir. Siyaset bilimci Mümtaz’er Türköne, böyle zorunlu bir ilişkinin olduğunu açıkça telaffuz etmiyor ama doğası gereği maslahatı gözetmesi dolayısıyla siyaseti gerçekçi kıldığını söyleyerek, bir bakıma sözü buna getiriyor. Eğer Muhammed Abduh ve Üstad Said Nursi’nin hangi bağlamda ve doğru olarak söyledikleri “Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım” sözünü de mutlak ele alırsak, siyasetin şeytanın ontolojisine iştirak manasına geldiğini, şeytan gibi mutlak kötülüğü intâc ettiğini söylemek durumunda kalacağız. Fakat biz Zerdüştlük’te olduğu gibi varlıkta iki mutlak cevher, iyilik ve kötülükte tecessüm eden iki tanrı fikrine sahip olmadığımıza göre, kötülüğün iyiliğin suistimali/yanlış kullanımı olduğunu söylüyoruz. Eğer siyaset kötülük intâc ediyorsa, bu siyasetin kendisinin kötü olduğu anlamına gelmez, aksine iyi siyasetin kötü kullanımı olduğu anlamına gelir. Bu durumda ister maslahat gözetilsin ister birtakım zorunluluklar dolayısıyla reel politik takip edilsin, iç ve dış siyasette atılacak her adım ideal politiğe uygun ve onu gözetir nitelikte atılabilir, bu mümkündür. Hz. Peygamber’in başarıyla takip ettiği siyasetinin esası budur.

İstismar kasıtlı suçtur, ahlaken de pragmatizmi aşan oportünizmdir. Dini istismar eden dinin yüce hedefi olan ahlakı çiğniyorsa, istismarcının, temiz hisleri ve beklentileri sömürenin neresi “Müslüman” kalır? Aksini iddia ettiğimizde özcülüğe kapı aralamış oluruz. Ama biliriz ki varlık âleminde özcülük Allah’tan bağımsız ebedi ve ezeli kudret ve haslet farz etmektir ki, bu fikir tevhid inancıyla çatışır. Eğer din istismara yol açıyorsa, bu durumda dinin emrettiği ahlak, dürüstlük, hukuk, adalet, erdem, samimiyet ve ihlas ancak bazı konularda ve alanlarda geçerlidir; yönetim ve siyasette dinin dönüştürücü, iyileştirici gücü yok demektir. Bu iddia es-Siyasetü’ş-Şer’iyye’nin maksadı olan hükümlerin tatbikini imkânsız kılar. Maalesef üzerinde pek de imal-i fikr etmeden din-siyaset arasındaki bu sakim bağlantıyı siyasetin sekülerleşmesini savunan pozitivistler ve laikler gibi bazı tarikat ve cemaat mensupları –özellikle bazı Nur grupları- da satın almaktadırlar.

1 YORUM

  1. Sorun din siyaset ilişkisinde değil ki, sorun toplumda, çok kolay aladatılabiliyor iyiyi kötüyü seçemediği gibi kötü niyetliyi bilemiyor ancak acı tecrubelerinin sonunda anlayabiliyor o zamanda iş işten geçmiş oluyor.. Peygamberimizinde siyaseti siyasetçiyi pek önemsemediğini düşünüyorum. Onun başarısı insanları allaha ve ahiret gününe odaklamakta idi. Ne zaman insanlar bu hedeften saptılar o zaman bütün kavga dünya ve nimetleri oldu ve bunun yolu siyasette görüldü, şimdi olduğu gibi…..BU mesele aslında çözülmüştür herkes refahın peşindedir bu da sosyo ekonomik gelişimle iş bölümü ile her doğru ve durust girişimin kayırma yapmadan devletçe desteklemesi ile mumkundur, bunun yoluda demokrasiden, hukukdan geçiyor, insanların birbirine saygısı sevgisinden geçiyor, asıl bu sosyal zemini kaybediyoruz. boylece hiç bir şey olmuyor

CEVAP VER