Bak şu Almanların Ankara’ya yaptıklarına!

Bugün Ankara dediğimizde aklımıza gelen mimari güzelliklerin hepsinde mübalağa etmeden söyleyelim Alman izlerini görmek mümkün. Kızılay Meydanı’ndan Türkiye Büyük Millet Meclisi binasına, Ankara Hipodromu’ndan Gençlik Parkı’na hepsinde Alman mimar ve planlamacıların mührü var. Ve daha neler neler…

Türkiye-Almanya ilişkileri son dönemde ‘soykırım’ ve mültecilerin geri kabulü anlaşması gibi çetrefilli konularla gündeme gelse de köklü bir geçmişe sahip. Osmanlı döneminin sonlarından başlayıp 3 milyonu bulan gurbetçilerimize oradan Alman markasına varıncaya kadar hafızamızda sağlam bir Alman imajı vardır. Biz bu dosyada Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’ye gelen, Başkent’in imarına katkı sağlayan Almanları hatırlatacağız. İlk yıllarda Ankara’nın inşasında Alman ve Avusturyalı şehir plancısı ve mimarların belirleyici bir rolü vardır. Örneğin Alman Carl Christoph Lörcher 1924-1925 yıllarında Ankara’nın ilk imar planını hazırlar. Bu plan büyük ölçüde uygulanmasa da Ankara’nın Gar Meydanı ve Ulus Meydanı ve bu iki meydan arasındaki Cumhuriyet Caddesi bu plandan miras kaldı. 1932 yılında yine bir başka Alman mimar Hermann Jansen, Ankara’nın Çankaya hattında gelişiminin temellerini atan Bakanlıklar Kartiyesi’ni, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bugünkü kent merkezi olan Kızılay’ı tasarlar. Ankara Hipodromu, Gençlik Parkı, Kurtuluş Parkı, Saraçoğlu Mahallesi gibi hâlâ Ankara’da varlığını devam ettiren birçok bölgenin planını yapar.

Paul Bonatz, Martin Elsaesser, Bruno Taut gibi Ankara’ya yapı ölçeğinde katkı sağlayan Alman mimarlar da var. Saraçoğlu Mahallesi, Şevki Balmumcu’nun sergievinden dönüştürülen Opera Binası ve Bahçelievler Mahallesi onların tasarımları sonucu inşa edilmiş. Ayrıca Gazi Eğitim Enstitüsü, Erkek Teknik Öğretmen Okulu, Şeker Fabrikası Genel Müdürlüğü, Cebeci Mezarlığı, Sümerbank Binası, Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi ve Ankara Atatürk Lisesi gibi şehir belleğinde önemli yerleri bulunan yapılar da aynı Alman mimarların tasarımları ile yapılmış.

Bir başka Alman Rudolf Belling, Nazi baskısından kaçarak 1937 yılında Türkiye’ye sığınır. 1950’de Atatürk’ün mozolesi olan Anıtkabir’in tasarımına katılır. Bernhard Pfauda 1938 ile 1940 arasında Ankara ve Eskişehir’deki Türk Şeker Fabrikaları’nın idare binalarının projelerini planlar. Mimar Clemens Holzmeister’ın da Türkiye’de önemli bir yeri var. Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Orduevi, Cumhurbaşkanlığı Köşkü, İçişleri Bakanlığı, Merkez Bankası, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Yargıtay ve TBMM binası gibi birçok eserde onun imzası var. Bu nedenle 2008’de Ankara’daki bir caddeye Holzmeister’in adı verildi.

0803 0802 0801

YENİ KURULAN CUMHURİYET MİMARLARA İŞ KAPISI AÇTI

Goethe Enstitüsü ve Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin birlikte yürüttüğü “Bir Başkentin Oluşumu: Avusturyalı, Alman ve İsviçreli Mimarların İzleri” projesi ile Ankara’nın mimarlık kültürüne katkıda bulunmuş mimarlar ve eserleri tanıtıldı. Prof. Dr. Burcu Doğramacı, bu proje kapsamında kaleme aldığı yazıda 1920’li yıllarda ve otuzlu yılların başında Alman ve Avusturyalı mimarlar, şehir plancıları ve heykeltıraşların kârlı iş yapmak ümidiyle Türkiye’ye geldiğini hatırlatıyor. Doğramacı, Heinrich Krippel, Anton Hanak ve Josef Thorak gibi sanatçıların esasen kendi ülkelerindeki atölyelerinde çalıştıkları ve tamamlanan işlerin gemiyle Türkiye’ye gönderildiği bilgisini veriyor. Clemens Holzmeister için ‘uluslarötesi bir mimardı’ diyen Doğramacı’ya göre Almanya’da Nasyonal sosyalistlerin kovuşturma politikası Türkiye’nin işine yaradı.  Dünya çapında ünlü isimler Türkiye’ye davet edildi. İkinci Dünya Savaşı sonrası göçmenlerin çoğu Türkiye’den ayrıldılar. Fakat pek çok yerde, özellikle de Ankara’da bıraktıkları izler hâlâ açıkça görülebiliyor.

Ünal Livaneli Ankara

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER