Ne Olacak Bizim Halimiz?

Türkiye’nin en büyük ve yoğun hava alanında, büyük oranda ihmalin var olduğu bir olayda 40’ın üzerinde kişi hayatını kaybederken 300’e yakın kişi de yaralanıyor. Dahası bu terör olayı son bir buçuk yıl içerisinde gerçekleşen dokuzuncu olay. Buna karşın Türkiye’de yetkililerden ne bir istifa ne de bir özür duyabiliyoruz. Aksine olayın üzerinden henüz 24 saat geçmişken görkemli açılışlar, şımarık sosyal medya paylaşımları ve meşruluğu olmayan irrasyonel açıklamalar duyuyoruz. Dahası olayların olduğu sırada en çok izlenen program bir yarışma programı olurken vatandaşların bir kısmı olay çok basit ve sıradanmış gibi hayatlarına devam ediyorlar. Siyasal sorumsuzluk, vatandaş duyarsızlığı ve hissizleşme yarına bakarken “ne olacak bizim halimiz” sorusunu sormamıza neden olmuyor mu? Hele bir de yapısal ve ahlaki bir çok problemimiz de varken bu soru çok da ciddi değil mi? Peki bu soru sadece kaygılanan ve dışlanan kesimler için mi geçerli? Her sabah uyandığında pozisyonunu muktedirinkine göre belirleyenlerin böyle bir sorusu yok mu sizce?

Devlet aygıtının çok büyük olduğu ve devletin kabiliyet, kalite ya da yeterlilik gibi kriterlere bakmaksızın siyasal, sosyal ya da kimi başka değerler üzerinden bölüşümü sağladığı coğrafyalarda gelecek kavramı bireyler için biraz sorunludur ve yukarıdaki soru bireylerin kafasının içini kemirir. Ancak, bu soru ilk başta akla gelmesi muhtemel siyasal iktidarın dışladığı değil, tam tersine gündelik kucaklamalarıyla onları ihya ettikleri kesimler için daha derin ve karmaşık bir sorudur.

Bu soruyu sesli bir şekilde soran çeşitli kesimler bulunmakta. Misal hayatının muhtemel son çeyreğini daha sakin bir sahil kasabasında geçirmeyi hedefleyen, siyaset ile en basit seçmen ilişkisinin dışına çıkmayan bir ebeveynin, iş arayan, büyük şehirde yaşamaya çalışan ve reaktif bir şekilde politize olmuş bir çocuğu olduğunda hem kendi kendine hem de eşe dosta bunu sorması muhtemel. Ya da yaklaşık 30 yılını hem okuyarak hem yazarak geçirmiş kentli bir sosyal bilimcinin esasında yaşamın temel ihtiyaçları karşısında bir sorunu olmasa da toplumsal işleyişi bildiği için kaygılanarak bu soruyu sorması mümkün. Bununla beraber, hayatını kıt kanaat yaşayan, pek muhtemel Anadolu’nun küçük ölçekli bir şehrinden olan, belki çocuklu, belki çocuksuz bir orta alt sınıf çiftin hem kendileri hem de kendilerinden sonraki kuşakları düşünerek ne olacak bizim halimiz diye sorması çok doğal. Belki hepsinden de önemlisi, ülkesinin doğusunda evi başına yıkılmış, hemen yanındaki komşusunun cansız bedeninin salla pati götürüleli birkaç saat olmuş bir kişinin ne olacak bizim halimiz diye sorması ise en doğalı, en acısı ve en gerçekçisi.

Dramatize gibi gözüken ama aslında hepsinde de ciddi bir gerçeklik payı olan bu benzetmelerin kanımca iki ortak özelliği var. Birincisi bu grupların sordukları bu soruyu sesli bir şekilde dile getirmeleri. İkincisi ise, an itibariyle bu grupların Türkiye’de her alana nüfuz eden, hegemonik bir otoriter iktidarın yanında yer almamaları. Buna karşın ne olacak bizim halimiz sorusunu soran, ancak bunu çok sessiz bir şekilde yapan ve esasında daha kaygılı bir grup var. Bu grubun kaygılanmasının altında yatan en önemli neden ise günümüz Türkiye’sini idare edenlerin yönetim mantalitelerinde gizli: patrimonyalism.
Patrimonyalism en temelde siyasal gücü elinde bulunduran kişi ya da gruba yakın olarak hem siyasal, hem sosyal hem de ekonomik olarak bireysel ilerlemeyi anlatan yönetim felsefesinin terminolojik adıdır. Bu bağlamda kişiler ya da gruplar hangi alanda ne kadar kabiliyetli ya da uygun olduklarına bakılmaksızın siyasi güç tarafından bir noktaya getirilirler. Buna karşın, çoğunlukla bulundukları yerlerdeki konumları ya siyasi gücün hayatta kalma süresine ya da siyasi gücün dönemsel çıkarlarına endekslidir. Zira, esasında kendi yetileriyle orada olmaları ihtimal dahilinde bile değildir.

Bu noktada Türkiye Savunma eski Bakanı’nın Milli Eğitim Bakanı yapıldığı, master derecesi dahi olmayan kişilerin önemli profesörlere gazete köşelerinden ahkâmlar kestiği, hiçbir işe yeterliliği olmasa da iktidarın yanında yer aldığı için kayyım olup dolgun ücretler aldığıbir yere dönüştü. Ancak hepsinin konumu mevcut iktidarın ömrü ile sınırlı. Bu bağlamda da bu kişilerin içlerinden sessiz bir şekilde çığlık atarak ne olacak bizim halimiz diye sorması çok doğal. Zira hiçbir iktidar sonsuza kadar sürmez.

Ahmet Öztürk

Siyaset bilimci

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER