Zülfikar Doğan: Gazetecilik yapmayarak para kazananlar mesleği öldürdü

Zülfikar Doğan, madya camiasının yakından tanıdığı bir isimdi. Özellikle Milliyet Gazetesi’nde yaptığı yolsuzluk haberleri gündem belirliyordu. Uzun bir aradan sonra Yarına Bakış’ta ekonomi yazıları ile sektöre hızlı bir dönüş yaptı. 90’lı yıllardaki yolsuzluk haberlerini çok yakından takip eden Doğan, “17 Aralık ile kıyaslandığında 90’ların yolsuzlukları devede kulak kalır.” diyor. 

Ekonomi gazeteciliğinin duayen isimlerinden Zülfikar Doğan 1976 yılında başladığı gazetecilik hayatına Yarına Bakış’ta köşe yazarı olarak devam ediyor. 1984-2002 yılları arasında Milliyet’te çalışan, bir süre televizyonlarda yorumculuk da yapan Doğan’ın sıra dışı bir yaşam hikayesi var. Çalışma Bakanlığı’nda iş müfettişliği yaptığı dönemde ünlü bir işadamına ait fabrikada çalışanların haklarının yenildiğine dair tuttuğu raporu değiştirmesi istenince istifa eder. Ekonomi muhabiri ve haber müdürü olarak 18 yıl görev yaptığı Milliyet’ten 2002’de çıkarılır. Bir süre Akşam’da çalışır ancak yayın yönetmeni değişince oradan da ayrılır. 90’lı yıllarda peş peşe yaptığı yolsuzluk haberleriyle gazetecilik ödülleri alan Doğan, o dönemki yolsuzlukların boyutunun 17 Aralık’ta ortaya çıkan yolsuzluğun boyutlarıyla kıyas bile edilemeyeceğine dikkat çekiyor. Eşi Duransel Doğan’la birlikte kurduğu korhaber.com’un yayın yönetmenliğini yapan ve özel abonelerine aylık ekonomi raporu hazırlayan Zülfikar Doğan’la Türkiye’de gazeteciliği konuştuk.

90’lı yıllardaki gazetecilikle şimdikini kıyaslayabilir misiniz?
90’lı yıllarda ANAP iktidarının son dönemlerinde yolsuzluk iddiaları ayyuka çıkmıştı. Toplu konut özelleştirme idaresiyle ilgili tamamen belgeli çok büyük yolsuzluk haberleri yaptım. Milliyet de bu haberleri Varan 1, Varan 2 diye yayınladı. Genel Yayın Yönetmeni Umur Talu, ekonomi kökenliydi. ‘Bunu temiz toplum kampanyasına dönüştürelim’ dedi. O kampanyayla Sedat Simavi Yılın Gazetecilik Ödülü’nü aldım. Ama gerçekten bir yıla yakın çok müthiş gazetecilik yaptık. Ve belki de erken seçim yapılmasında temiz toplum kampanyası etkili oldu. Medya dördüncü kuvvet deniliyor ama şu an bakıyorsunuz rekabetçi gazetecilik göremiyorum, haber yarışı yok. Yazılı medyada tek kaynaktan kanalize edilen daha çok ajans haberciliğine dayanan gazetecilik yapılıyor.

Medya patronları nerede hata yaptı?
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte medya yatırımı ciddi maliyetler içeren yatırımlar olmaya başladı. Medya patronluğunu sürdürmek ancak yan işler yaparak mümkün hale gelmeye başladı. Bu eskiden de böyleydi, şimdi de böyle. Bunlar da ister istemez medyayı bir anlamda siyasi iktidarla iç içe olmaya, onun dümen suyuna gidebilmeye yönlendirdi. Medya patronlarının bankalarına tek tek el konulunca TMSF bir anda Türkiye’nin en büyük gazeteleri ve 15-20 televizyonunu kontrol eder hale geldi. AKP iktidara geldiğinde önünde çok mümbit bir medya ortamı buldu. Dört beş yıl TMSF bu medya kuruluşlarını elinde tuttu. O süre içinde siyasi iktidar kendi medya patronaj altyapısını hazırladı. Ona göre bir planlama yapıldı. Bir sürü yeni isimler çıktı ortaya. Ethem Sancak’lar, Ahmet Çalık’lar, Fettah Tamince’ler. Türkiye’de gazeteci gazete patronları dönemi vardı eskiden. Hürriyet’in kurulduğu dönemde Sedat Simavi gazeteci bir insandı. Gazeteci gazete patronlarının yerine tüccar medya patronları aldı. Şimdi hepsi farklı sektörlerden kazançlarını medyaya aktarıp medyayı da bu kazançlarını daha fazla katlamak için bir güç aracı olarak kullanan ya da iktidarın hizmetine sunan işadamları.

Gazeteciler nerede hata yaptı?
Her iktidar medyanın kendini desteklemesini ister. Ama siz gazetecilik etiği gereği yanlış giden bir şey görüyorsanız bunu anlatmalı, uyarmalı ve söylemelisiniz. TMSF kontrolündeki gazetelerde yüksek ücretlerle istihdam edilmenin ve bunu gazetecilik yaparak değil, yapmayarak elde etmenin avantajını elde eden bir sürü meslektaşımız da ‘ Ya bu iş böyle daha güzel, bakanla bürokratla uğraşmaya gerek yok’ dedi. Türk medyasının bu hale gelmesinde iktidarın sorumluluğu kadar en az yüzde 50 de medya patronları ve medya çalışanlarının buna itiraz etmemesi aksine çok ciddi destek vermesi etkili oldu. Eşim de ben de sırf işimizi yaptığımız için medyada yerini kaybeden ilk isimler olduk. O Güneş’ten, ben Akşam’dan çıkarıldım.

17 Aralık’ta ortaya dökülen yolsuzlukları 90’lı yıllardakilerle kıyasladığınızda nasıl bir tablo ortaya çıkar?
17 Aralık yolsuzluk operasyonu 90’lı yıllarla kıyas bile kabul edilemez. 17 Aralık’ta 11-12 milyar dolarlık bir meblağdan söz ediyoruz. Ve bu işin içinde siyasetçi, bürokrat hısım akraba yakın işadamları var. 90’lı yıllarda Türkbank’ın satış ihalesinde Alaattin Çakıcı’nın devreye girdiği ortaya çıktı. Bunlar medyaya yansıdığı an Türkbank ihalesi iptal edildi. DYP-SHP koalisyonu döneminde İSKİ skandalı patlak verdi. Bir İSKİ yolsuzluğu SHP’yi siyaseten bitirdi. Ama neden? Medya ve yargı olayın sonuna kadar üzerine gitti. Yolsuzluğa bulaşanların hepsi yargılandı. Siyasi iktidara bağlı bir belediye yöneticisi olmasına rağmen İSKİ genel müdürü tutuklandı, yıllarca hapis yattı. Şimdi milyarlarca dolarlık yolsuzluk iddiası var. Ne yargı ne polis kılını kıpırdatıyor. Her şey komplo, darbe denilip geçiştiriliyor. Savcılar Cumhurbaşkanına hakaret dışında soruşturma açmıyorlar neredeyse. Müfettişlik kutsal bir meslekti. İtibarı vardı. Ama şimdi teftiş kurulları, müfettişlik hikâye. Toplum müthiş tahribata uğradı ve duyarsızlaştı.

Devletin istediği şirkete kayyım ataması neredeyse sıradan hale geldi Geçmişte benzeri yaşandı mı?
Geçmişte 40’a yakın bankaya el konulmuştu. Ancak bu el koymalar yasalara bankacılık ilke kurallarına riayet edilerek yapılmıştı. Ama şimdi yapılan tamamıyla siyasi amaçlı ve yok etmeye yönelik. Bunun dalga etkisi Türkiye ekonomisinde daha büyük olur. Başbakan Binali Yıldırım, reform paketi açıkladı, yatırımcıları çekeceğiz diye. Niye. Türkiye 2012’den bu yana yatırımcı çekemiyor. Gelmiyor yatırımcı. Parasal güvence, yargısal güvence, siyasi güvence yok. Görevi bir ekonomik varlığı sürdürmek olan kayyımlık şimdi bir talan müessesesi olarak kullanılmaya başlandı. Ben asıl işadamı örgütlerine Türkiye Odalar Birliği’ne (TOBB) ve Bosalar birliğine ciddi görevler düştüğünü görüyorum. Geçtiğimiz günlerde MASAK yasasında değişiklik yapıldı. En küçük bir terör iddiası gerçek olsun olmasın dile getirdiğiniz zamandan itibaren o kişinin hangi düşüncede olursa olsun malına mülküne, holdingine el koyabiliyorsunuz. Terörist olmadığını ispat o kişiye yükleniyor. Bu durum Türkiye ekonomisine güveni sıfırlayan bir şey. Ekonomi ağır faturayla karşı karşıya kalacak.

Umutlu musunuz gelecekten?
Değişime, dönüşüme, hayatın her saniye farklılaştığına inanıyorsanız bunun da ilelebet sürmeyeceğini görürsünüz. İki askeri muhtıra yaşadım. 1971 muhtırasında lise öğrencisiydim. 12 Eylül olduğunda da üniversite öğrenciydim. Arkasından darbe olduğunda daha yeni bürokraside göreve başlamıştık. Bu süreçleri yaşarken ‘Bunların da dönemi bitecek’ diyorsunuz. Nasıl yaşamın bir sonu varsa istibdatın da, bu tür karanlık süreçlerin de, toplumu umutsuzluğa sevk eden dönemlerin de mutlaka bir çıkışı oluyor.

0302

Ekonomi yorumcularının çoğunun danışmanlık şirketi var

Milliyette çalışırken 1999-2002 yılları arasında NTV’de ve CNBC’e yorumculuk yaptım. Ekonomi çok çalkantılı olduğu için NTV’nin neredeyse kadrolu yorumcusu durumundaydım. Gerek borsa gerek döviz gerekse faiz bunlar çok spekülasyona, manipülasyona açık alanlar. Pek çok kanalda yorumcu olarak insanlar çıkıyor. O insanların çoğunun danışmanlık şirketleri olabiliyor. Müşterileri arasında büyük şirketleri var. Halka açık şirkette bürokrasiden geldikleri için üst düzey yönetici ve o grubun televizyon kanalında ekonomi yorumcusu olabiliyorlar. Hala da yaygın. Biz 80’li yılların sonunda Ekonomi muhabirleri derneğini (EMD) kurduğumuzda ilk olarak ekonomi gazeteciliğinin etik ilkelerini belirledik. Üyelerimiz açısından bunu geçerli kıldık. Kendimizi o ilkelerle bağladık.

İSA SEZEN

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER