Geçen haftaki yazımda, biri epistemolojik [‘Bu nedir?], ötekiyse teknolojik [‘Bu, ne işe yarar?] sorunun, İslam’ın zihin tarihini belirleyen sorular olduğunu bildirmiş; İslam’ın, ‘Bu, nedir?’ sorusunun cevabını geriye ittiğini; ‘bundan nasıl yararlanabilirim?’ sorusunu öne ise çıkardığını dile getirmiştim… Dikkat edilsin: ‘Bu nedir?’ sorusu, Teori’ye; ‘Bundan nasıl yararlanabilirim?’ sorusu ise Pratik’e aittir. İslam’ın objelerle kurduğu ilişki, teori [bilim] ile gerçeklik arasında değil, pratik ile gerçeklik arasındadır. Heidegger, Sein und Zeit’da, iki Varlık alanını ayırd eder: [i] insanın kendisini dünyada, anlamlarını, belirli birtakım pratik görevler bağlamında işe yararlılık ya da işe yaramazlıktan alan objelerle [‘Zuhandensein’] kuşatılmış olarak bulduğu alan ve [ii] objelerin bir sorgulama [‘bilim’] objesi ya da ‘objektif görme’ [‘teori’] objesi olarak [‘Vorhandensein’] konumlandırıldığı alan. Böyle bakıldığında, İslam düşüncesinin, bilgi objesine değil, gerçek objeye yöneldiği [intentionalité] söylenebilir.

Bu niçin böyledir;- şundan dolayı: Eşyanın [gerçek objelerin] ne oldukları bilgisi, Gayb’a aittir. Her ne kadar Kur’an-ı Kerîm’de Gayb ve Şehadet âlemleri arasında temelli bir fark öngörüldüğü, Şehadet âlemine [Bu dünyaya] ait gerçek objelerin, deney ve gözlem yoluyla bilgi objesine dönüştürülebilmesinin mümkün olduğuna işaret eden âyetlerden söz ediliyorsa da [Bkz: Alpaslan Açıkgenç, Bilgi Felsefesi, İnsan Yayınları, İstanbul 1992, s: 170-174] bu âyetler, özellikle de Al-i İmrân’da, 190 [ve ayrıca Neml 60-64, Mülk 3-4.] buyrulan ‘Göklerin ve yerin yaradılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde elbette akıl sahipleri için ibret verici deliller vardır’ ile, ‘Şehadet âleminin bilgisi olup insanın kendisinin bilimsel çalışmalarla ulaşabileceği’ gibi bir sonucun değil, tersine Allah’ın [c.c.] büyüklüğü, yüceliği ve Mutlak Kudreti konusunda ‘ibret’ alınarak iman edilmesi gibi emredici bir sonucun çıkarılması gerekir. Şehadet âleminde Allah’ın Kaadir-i Mutlak oluşuna ilişkin ‘ibret’ verici kanıtları, Gayb’a iman etmenin kanıtları olarak okumak yerine, bilimsel bilgiye ulaşmak bağlamında deney ve gözlem konusu olarak okumak? Bu, Gayb’ı bilmeye çalışmak anlamına gelmiyor mu? Kur’an-ı Kerîm’in uyarısı açıktır: ‘Yoksa Gayb yanlarında da, oradan mı çıkarıp yazıyorlar?’ [Kalem, 47].

Üstelik sadece deney ve gözlem önermeleri ile gerçek objeyi, bilgi objesine dönüştürmek de sözkonusu olamaz. Chalmers’in belirttiği gibi, ‘gözlem önermeleri bir teorinin diliyle düzenlenir ve kullandıkları teorik ve kavramsal çerçevenin kusursuzluğu içinde kusursuz olurlar’ [Alan Chalmers, Bilim Dedikleri, Vadi Yayınları, Ankara, 1994, 71].

Varsayalım ki, Şehadet âlemi, Prof. Açıkgenç’in öne sürdüğü gibi, deney ve gözlemlere açık olsun, bu durumda Teori’yi nasıl inşa edebileceğimiz konusunda herhangi bir bilgi verilmediğine bakılırsa nasıl bir sonuca varacağız? Deney ve gözlem Şehâdet âlemine, Teori Gayb’a mı ait diyeceğiz?
[Bu konuya devam edeceğim]

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER