Yüce Serçe’den neden nefret ettik?

Nasıl oluyor da günümüz insanı kötülük abidesi kraliçe Cersei Lanister karşısında bile Yüce Serçe ve takipçileri gibi dini kullanarak yönetimi eline geçiren bir topluluğun tarafını tutmuyor. Çünkü neyin günah olup olmadığını söyleyenlerden aynı toplumda yaşadığımız günahkâr bir insandan çok daha fazla korkuyoruz.

“Westeros laiktir laik kalacak!” Game of Thrones’un altıncı sezonu için Türkçe bir slogan yazacak olsam muhtemelen bunu tercih ederdim. Kurduğu dini tarikat ile 7 krallığın yönetimini ele geçiren ve neredeyse dizideki bütün kötülüklerin anası olan Cersei’yi cezalandıran High Sparrow’un (Yüce Serçe ya da Yüce Rahip diyebilirsiniz) çöküşünü en iyi bu ifade ederdi herhalde.

Şaka bir tarafa, malumunuz, ‘Game of Thrones’ (Taht Oyunları) açık ara dünyanın en çok izlenen dizisi durumunda. Her bir bölümü yayınlandığı ilk anda değişik ülkelerde on milyonlarca insan tarafından izleniyor. Tekrarlarla bu sayı yüz milyonu geçiyor.
Dizide derin bir muhabbetle sevilen ya da dipsiz bir öfkeyle nefret edilen çok sayıda karakter var. Yüce Serçe (High Sparrow) onlar içerisinde en çok ilgimi çeken. Çünkü tarih boyunca bütün dinlerin takipçileri arasında bu karakterin farklı formları bulundu. Günümüzde de iktidarı ele geçirmek ya da korumak için dini, bir araç olarak kullanan siyasetçiler yok değil.

Kılık kıyafete önem vermeyen ve çuval benzeri bir elbiseyle gezen Yüce Serçe, kurduğu tarikat ile gayet kısa bir süre içerisinde 7 krallığın yönetimini ele geçirdi. Pejmürde bir sokak serserisine benziyordu ama yine de onda insanları yanına çeken bir güç vardı: Din. Bu silahı etkileyici bir şekilde kullanıyor, özellikle gençleri etkiliyordu. Onlar da Yüce Serçe gibi son derece sade ve basit giyiniyordu. Sarsılmaz bir itaat ile bağlıydılar liderlerine. Şöyle demişti bir bölümde: ‘‘Her birimiz fakir ve güçsüzüz… Ama yine de birlikte bir imparatorluğu devirebiliriz.’’

Nitekim devirdiler de. Dizinin ilk bölümlerinden itibaren en ‘kötü’ karakterler arasında kendine gayet sağlam bir yer edinen Kraliçe Cersei Lanister’i oldukça aşağılayıcı bir şekilde cezalandırıp 6. sezonda 7 krallığın hakimiyetini ele geçirdiler. Normalde 5 sezon boyunca Cersei’nin cezalandırılmasını bekleyen izleyicilerin bu duruma memnun olması beklenirdi. Ancak öyle olmadı. Tam tersine Cersei’yi cezalandıran Yüce Serçe’ye olan nefretleri katlanarak arttı. Sosyal medya Yüce Serçe’ye küfreden mesajlarla dolup taştı. Öyle ki altıncı sezonun sonunda Cersei neredeyse dizinin en sevilen karakterlerinden biri haline gelmişti. Kral olan oğlu Joffrey’in -ki kötülük konusunda annesine bile taş çıkarırdı- ölümüyle Cersei’nin ‘acılı bir anne’ haline geldiği, haliyle de bundan mütevellit bir miktar sempati yüklemesinin olabileceğinin farkındayım. Ancak her şeye rağmen; erkek kardeşiyle birlikte olan, kocasını öldüren, sayısız kişiyi diri diri yakan üstüne bunu büyük bir zevkle izleyen bir kişiden bahsediyoruz. Bu arada bütün bunları ‘iyi hissettirdiği’ için yapıyormuş.

Dini kullanlar kötü bir kraldan daha tehlikeli

O halde soru şu: Nasıl oluyor da günümüz insanı Cersei Lanister gibi kötülük abidesi bir kraliçe karşısında bile dini kullanarak yönetimi eline geçiren bir topluluğun tarafını tutmuyor. Sahi insanlar bu topluluktan (Yüce Serçe ve takipçileri) neden nefret ediyor? Neticede devirdikleri yönetimin aksine kimseye tecavüz etmiyor, öldürmüyor ya da malına çökmüyorlar. Görünürde yaptıkları bazı kötü şeyler de yok değil. Ancak bunlar; Westeros standartlarında değerlendirince olsa olsa, ‘adi suçlar’ kategorisinde değerlendirilebilir. Peki bu nefretin kaynağı ne? Bu bana sorarsanız üzerinde hatırı sayılır akademisyenlerin düşünüp tez yazması gereken bir konu. Ben ise bu görkemli dizinin mütevazı bir takipçisi olarak bir süreden beri aklımda gezinenleri sizlerle paylaşacağım.

Dizide Yüce Serçe, attığı her adımı ilahi kaynağa bağlayan bir karakter olarak resmediliyor. Sessiz bir darbe ile yönetimi ele geçiriyor; çünkü tanrı böyle istiyor. Cersei’nin kefaret yürüyüşüne (halkın arasında çırılçıplak yürütülmesi) çıkarılmasına karar veriyor; çünkü tanrının uygun gördüğü ceza bu. Aynı cezayı önce dizinin başka kraliçesi Margaery Tyrell’e uygun görüyor ancak bunu uygulayamayacağını anlayınca geri adım atıyor; çünkü bunları hep tanrı istiyor. Tanrının ne istediğini ise yalnızca o biliyor. İstişare ettiği, fikir alışverişinde bulunduğu kimse yok. Çevresindekilerin tamamı emre amade müritler.

Herhangi bir konuda ona itiraz edebilecek olan kimse yok. Bu çerçeveden bakılınca hem tanrı hem kral. İnsanların ondan bu kadar çok nefret etmesinin arkasında yatan en önemli neden bu bence. Kötü bir kraldan ya da kraliçeden çok daha kötü bir şey olduğunu düşünüyor insanlar. Sadece özgürlüklerini değil, dinlerini de elinden aldığını düşünüyorlar.
Burada temel sorunun dinin kendisi olduğunu zannetmiyorum. Neticede dizide Yüce Serçe’nin temsil ettiği dinin tam olarak ne olduğuna dair ciddi bir bilgi verilmiyor. Haliyle ne olduğu bile tam olarak bilinmeyen bir dinin sorunun kaynağı olduğunu iddia etmek pek akıllıca değil. Öte yandan Yüce Serçe’nin icraatları detaylı bir şekilde canlandırılıyor. O halde lafa değil icraata bakmakta fayda var.

Asıl korkutan şeffaf olmayanlar

Yüce Serçe, Cersei ve birçok kişiyi kendisi tarafından kurulan uydurma mahkemelerde yine kendisi tarafından yorumlanan dini kurallara göre cezalandırıyor. Verdiği cezaları ise ele geçirdiği yönetimi pekiştirmek için kullanıyor. Haliyle cezalar işlenilen suçun muhteviyatına göre değil, rakiplerinin itibarını zedeleyecek ve güçlerini zayıflatacak türden şeyler arasından seçiliyor. Hukuk adalet dağıtmak yerine Yüce Serçe’nin iktidarını pekiştiriyor. Din ise onun yönetimde kalmak için insanları hizaya soktuğu bir cezalandırma aracı haline geliyor. Bu kişilerin (cezalandırılanların) cezalandırılmayı hak edecek sayısız icraata imza attıkları şüphesiz. Ama yine de insanlar Yüce Serçe’nin cezalandırmasından hoşnut olmuyor. Tam tersine ondan nefret ediyorlar. Bunda elbette diziyi yapan zekânın yönlendirmesinin payı var. Modern hikâye anlatıcılığı seyirciyi yönlendirme konusunda gayet maharetli. Ancak tek neden bu değil bence. Yüce Serçe’ye yönelik nefretin arkasında, insan doğasının en derinlerinde çok daha farklı bir şey var. Yüce Serçe’den nefret ediyoruz çünkü; neyin günah olup olmadığını söyleyelerden, aynı toplumda yaşadığımız günahkâr bir insandan çok daha fazla korkuyoruz. Sadece Yüce Yaratıcı’nın tekelinde bulunan, ancak ve ancak peygamberler vasıtasıyla insanlara aktarılabilen bir yetkinin herhangi bir insan tarafından kullanılabileceği fikrine dahi tahammül edemiyoruz. Kaderimizin bir ölümlünün merhametine terk edilmesi ürpertiyor bizi. Hayatımızı cehenneme çeviren korkular bile böylesi bir ihtimal karşısında ehemmiyetini yitiriyor.

Ölmekten, istismara uğramaktan ya da birilerinin yıllarca çalışıp biriktirdiklerimize çökmesinden korkmuyoruz artık. Bir zamanlar kıran kırana mücadele ettiğimiz herkesi birden güvenilir bir müttefiğe dönüştüren bir düşman bu. ‘Eğer’ diyoruz kendimize, ‘‘bu düşmanı yenebilirsek, biz tanrının günahkâr kulları bir şekilde yolumuzu buluruz.’’
Son olarak; günahın kendisinden çok daha fazla korkuyoruz günahlarımızın birlikte yaşadığımız diğer insanlara faş edilmesinden. Yüce Serçe ise tam da bunu yapıyor. Ayrıca onda insanı kendinden soğutan bir gizem var. Neyi, neden yaptığı tam anlamıyla bilinemiyor. Şeffaf değil bir kere. Oysa Cersei Lanister bile bir noktadan sonra ‘yaptım çünkü iyi hissettirdi’ diyebilecek dürüstlüğe sahip.

EMRE OĞUZ

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER