Mümin, vaktini nasıl tanzim etmeli?

Her Müslüman’ın günlük, haftalık, aylık, yıllık ve ömürlük genel bir planı olmalı. Bu program, zamanın şartlarına göre güncellenerek detaylandırılmalı ve hayata geçirilmeli.

Zaman, herkes için geri gelmeksizin hızla geçip gitmektedir. Zamanın önemini ifade etme adına söylenmiş “ vakit nakittir” sözü bile, onun değerini anlatma adına çok yetersizdir. Çünkü bir yönüyle para da, zaman sayesinde kazanılabilir. Fakat boşa geçen zamanı, parayla geri getirmek mümkün değildir.

Kur’ân-ı Kerim’de, asra, geceye, sabaha, kuşluğa yemin edilerek zaman konusuna dikkatler çekilmiştir.

İnşirah Sûresi’nde bir müminin günlük hayatı içerisinde boş vaktinin olamayacağı anlatılmıştır.

Asr sûresi’nde, Cenâb-ı Hakk, “ Zamana kasem olsun! İnsan (zamanı değerlendirme konusunda) mutlaka hüsrana düşmektedir.” buyurarak, zamanın boşa geçirilmeden, her anının değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Zamanı değerlendirme açısından insanın zararda olduğu muhakkaktır. Zararın sermayenin kaybı olduğu düşünülürse, insan ömrünün sermayesi olan zaman her an tükenmektedir. Zamanın yitip gitmesi, ömür sermayesinin de tükenmesi demektir.

İKİ NİMET VARDIR, İNSANLARIN ÇOĞU DEĞERİNİ BİLMEZ

Fahreddin Razî, bu konuyla ilgili olarak tefsirinde şöyle bir hadise anlatmaktadır: “Yüce Allah’ın ‘asr’a yemin edişini Bağdat çarşısında gördüğüm buz satıcısının durumu ile daha iyi anladım. Adam, güneşin yakıcı sıcağı altında tablasına buzları koymuş dolaşıyordu. Eriyen buzlar adamın üzerine damlıyor ve onu ıslatıyordu. Adam şöyle bağırıyordu: ‘Buz alarak sermayesi eriyip tükenen adamı kurtaracak yok mu?

Farz, vacip ve nafile ibadetlerin yıllık, haftalık ve günlük olarak tanzim edilmesi, namaz vakitlerinin dakikalarla hesaplanması, orucun bir dakika önce bile açılaması, İslâm dininin vakit planlamasına ne kadar önem verdiğinin göstergesidir.

Efendimiz, insanın hayatının her anından, gençliğini nerede tükettiğinden hesaba çekileceğini ifade etmiş bir başka hadis-i şerifte de “İki nimet vardır ki, insanların çoğu bunlardan faydalanmak hususunda aldanır ve değerini bilemez. Bu iki nimet sıhhat ve boş vakittir.” buyurmuştur.

Sıhhat ve boş vaktin hayırlı bir şekilde değerlendirilmesi adına şüphesiz en önemli husus; beş vakit namazın daima vaktinde ve cemaatle kılınması olacaktır. Bu sayede vakit genişleyip bereketlenecektir.

Bu konuda diğer önemli bir nokta ise genç ve sıhhatli iken, farzların haricinde bol bol nafile ibadetle meşgul olunması, şayet varsa bir an önce kazaya kalmış namaz ve oruçların iade edilmesidir. Çünkü bunların hastalık ve yaşlılık zamanlarında kazası zor olacaktır.
Zarardan kurtulmak isteyen mümin, iyi bir mesai tanzimiyle, bütün vaktini programlamalı ve salih amellerle bereketlendirmelidir.

Her Müslüman’ın günlük, haftalık, aylık, yıllık ve ömürlük genel bir planı olmalı ve bu plan ve program, zamanın şartlarına göre sürekli güncellenerek detaylandırılmalı ve hayata geçirilmelidir.

Böyle bir plan dahilinde yaşayan insanlar “Acaba şimdi ne yapsam?” gibi bir kararsızlık ve boşluğa asla düşmeyeceklerdir.

081105

24 saat üçe bölünerek değerlendirilebilir

Bir müminin vaktini nelere ayırması gerektiği de hadis-i şeriflerde şöyle anlatılmaktadır. “Rabbinin senin üzerinde hakkı var, nefsinin hakkı var, ehlinin de hakkı var. Her hak sahibine hakkını ver.” (Buhârî)

Bu hadisten hareketle bir mümin yirmi dört saatini üçe bölerek her bir parçayı en güzel şekilde değerlendirmeye çalışmalıdır. Günün üçte biri Allah’a ibadete, Kur’an’a, namaza, zikir ve tefekküre, tebliğ ve irşad gibi hayırlı işlere ayrılmalıdır. Diğer üçte bir ise insan olmanın gerektirdiği bedeni istirahat, yeme-içme, dinlenme, temizlik, ticaret, alışveriş ve maişet için bir işte çalışma gibi hususlara sarf edilmelidir. Son üçte birlik dilim ise anne-baba, aile fertleri, kardeşler, akrabalar, komşular, yakın ve uzak arkadaşlar ve muhatap olduğumuz insanlarla ilgilenmeye, onları ziyaret edip dinî ve dünyevî ihtiyaçlarını görmeye ayrılmalıdır. Aile efradına, dost ve arkadaşlara ayrılan vakit, onlarla sadece yemek yeyip çay içerek hoş vakit geçirmekten ibaret görülmemeli, birlikte geçirilen zamanlar sohbet-i Cânân, sohbet-i Kur’an, sohbet-i Rasül ile değerlendirilmelidir.

CAFER CAN

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER