Akademisyenler IŞİD’den daha tehlikeli görülüyor

Türkiye’nin cesur seslerinden biri Sedef Kabaş… Ülkenin hızlı ve sarsıcı gündemini mercek altına aldığımız Kabaş, içinde bulunduğumuz kaotik ortamı yorumlarken “Cumhurbaşkanının her gün, her kanalda görünmesi, neredeyse her gazetede ön sayfada olması, sokaklar, caddeler boyunca bütün billboardlarda boy göstermesi toplum olarak bir Recep Tayyip Erdoğan zehirlenmesi geçirmemize neden oluyor!” diyor.

Gazetecinin özgür soru soramadığı bir döneme girdik?
Gazeteciliğin özü soru sormaktır. ‘Sen hangi gazetedensin’ diye başlayan dayatmacı tavırlarla yaklaşamazsınız gazeteciye. Bunu yapan siyasilerin kafalarında gazetecilik kavramı yok zaten.

Uzun yıllar çalıştığınız TRT’den baskılar yüzünden mi ayrıldınız?
Ben bu dönüşümü açıkçası 2007’de hissetmeye başladım. AKP ikinci kez iktidara geldiğinde işler yavaş yavaş değişmeye başladı. İktidara yakın yeni isimler programlar yapmaya başladı, iktidarı rahatsız edecek konuların tartışılmasına izin vermeyen bir medya ortamının ilk yapı taşları o yıllarda atıldı. TRT 2 kapatıldı, TRT Haber adında neredeyse tamamıyla iktidara yakın kişilerin yönettiği ve sözde haber yaptığı yeni bir ekip oluşturuldu. Bir gecede kayyım adı altında muhalif gazete ve televizyonlara el konulmasına şaşırmadığımız bir dönemi yaşıyoruz. Yarın öbür gün Cumhuriyet Gazetesi’ne kayyım atandığında şaşıracak mıyız? IMC TV, Halk TV kapatıldığında şaşıracak mıyız? Evvelsi gün üç gazeteci teröre destek verdiği iddiası ile tutuklandı, hapsedildi. Hatta hakim bu kararına hukuki bir gerekçe bile yazamadı. Sadece “tutuklu olmamaları için bir gerekçe yok” dedi. Böyle bir şey olabilir mi? Kafa kesen, canlı bomba olan, katliam yapmayı kendine misyon edinmiş IŞİD üyeleri terör örgütü üyesi değil ama akademisyenler, gazeteciler terör örgütü üyesi!

Medya gruplarından sonra restoranlara da kayyım atandığını gördük. Kayyım kavramı da iyiden iyiye değiştiriliyor galiba, öyle değil mi?
Kayyım mülkiyet hakkını yok sayma ve birinin malına el koyup onun varlığını yok etme hakkına sahip değildir. Hukukta kayyım, bir şirket kötü yönetiliyor ya da ortaklar anlaşamıyorsa belli bir süre için devreye girer ve o şirketin hisse değerinin artması için geçici bir yönetim icra eder. Şimdiyse kayyım el koyma, şirket yok etme ve hatta şirket sahibinin elindeki malları sıfırlama aracı haline getirildi. Mesela Bank Asya’yı bitirdiler. Bugün TV’yi, KanalTürk’ü, Zaman Gazetesi’ni bitirdiler…. Bugün kayyım ticari değil, siyasi yönlendirme ile hareket ediyor.

Özgür Gündem’e yapılan hukuksuzluk büyük tepki görürken, Can Erzincan TV’ye kapatma kararı için aynı kenetlenme yoktu maalesef?
Benim bu konudaki tavrım ortada. Ben Kürt mü, muhafazakâr mı, sağcı mı, solcu mu diye bakmam. Gazeteci mi değil mi, yapılan iş hukuk kurallarına uygun mu değil mi, ona bakarım. Bu ülkede kimi medya kuruluşu Kürtlere, kimi AKP’ye, kimi ise CHP’ye yakın. Herkes zaten bir yerlere yakın. Eğer bir hukuksuzluk varsa hep beraber buna karşı bir duruş sergilemeliyiz. İleride AKP’ye yakın kanallar da kapatılacak. Onlar zannediyor ki ilelebet bu durum devam edecek. 10 yıl sonra bu kanalların hiçbirini görmeyeceğiz.
Gündeme dair önemli gelişmeler medyada yer bulamıyor
Son 1 yıldır ülkede 10 büyük terör saldırısı oldu, oysa medya bize ısrarla Türkiye’nin en önemli gündeminin “başkanlık sistemi” olduğunu empoze ediyor. Atatürk Havalimanı’nda korkunç bir terör saldırısı oldu, 15 dakika içinde yayın yasağı geldi. Sosyal medya yavaşlatıldı, Twitter ve Facebook devre dışı bırakıldı. Haber kanalları gelişmeleri halka net şekilde aktaramadılar. Şu an iktidara hizmet etmek üzere oluşturulmuş ‘havuz medyası’, medyanın yüzde 85’ini oluşturuyor ve açıkçası sadece bir kişiye çalışıyor.

Peki sizce partinin ağır topları neden suskun kalmayı tercih ediyor?
Yok ederler çünkü onları. Davutoğlu kurultay için bir gece bekledi ve daha o gün Twitter’da AkTroller hocaya ‘Davutoğlu haddini bil’ diye yazmaya başladılar. Yandaş bir gazete Davutoğlu’nu hedef alarak “Anadolu fitne sevmez” diye manşet attı. Yani RTE birini gözden çıkardıysa, anında o kişinin üzerine çullanıyorlar. Öte yandan çıkıp ne diyecek bu ağabeyler? Bugüne kadar pek çok suça ortak oldular ya da bu suçların işlenmesine sessiz kaldılar.

Yeni Gezi açıklamasını nasıl buldunuz?
Tayyip Erdoğan, kişisel hırsları üzerinden hareket eden bir siyasetçi. Bir de bu çıkışlar sayesinde terörü, kötü giden ekonomiyi, sıfırlanan turizmi, yolsuzlukları, Zarrab davasını, darbe görmüş başbakanı unutturuyor.

sedef-kabas
Sedef Kabaş

Erdoğan, en büyük kötülüğü AKP’ye yaptı

Kendisinin her gün, neredeyse her kanalda görünmesi, neredeyse her gazetede ön sayfada olması, sokaklar, caddeler boyunca bütün billboardlarda boy göstermesi toplum olarak bir Recep Tayyip Erdoğan zehirlenmesi geçirmemize neden oluyor!

Cumhurbaşkanı’nın çevresindeki kalabalığın da azaldığını görüyoruz. Eskiden yanında olan Arınç, Davutoğlu ve Gül gibi önemli isimlerle kırgınlıklar yaşadığı malum. Parti bitti zaten. Davutoğlu hiçbir zaman başbakan olmadı. Görevden alınışının izahını bile yapamadılar. AKP kendi kurucularını partiden ihraç etti. Partinin ağabeyleri, ağır topları yok, kurucuları yok artık, sadece RTE var. Erdoğan en büyük kötülüğü aslında kendi partisi, AKP’ye yaptı çünkü siyasi bir partiyi, tek kişiye indirgedi. AKP’liler bunu kabul edebilir ama Türkiye bunu kabul etmez. O partiyi kısa sürede siler.

Diploma sahte ise Türkiye’nin ayıbı

Eğer bir diploma olsaydı tahmin ediyorum çok önceden ortaya çıkardı. Diplomayı rektör bulamıyor, YSK çıkaramıyor, altına imza atan noter bile ortada yok. Açıklamaların hiçbiri tatmin edici değil, olayı geçiştirmeye çalışıyorlar. Bu saate kadar diplomasını çıkaramamış olması sorunun yanıtını zaten veriyor. Bu ayıp sadece Erdoğan’ın değil, Türkiye’nin ayıbı. Bugüne kadar muhalefet neredeydi? Eğer ortada sahte bir diploma varsa, bunu hazırlayan bir grup, altına imza atan bir rektör var, onaylayan bir noter var, kabul eden bir YSK var ve bunu sineye çeken bir seçmen kitlesi var.

DİLARA IŞIK

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER