Türk toplumunun çoğunluğu irrasyonel mi? İrrasyonel, evet. Bu çoğunluk, birbiriyle çelişen durumları birlikte onaylamak ya da birlikte reddetmekte herhangi bir mantıksal aykırılık görmüyor da ondan mı?

Geçenlerde bir gazete yazarı dikkatimizi çekti: “İsrail’le bir anlaşma yok!” dendiğinde de, “İsrail’le anlaşma imzaladık!” dendiğinde de; “Ey Sisi, ey Sisi!” dendiğinde de, “Sisi’yle anlaşıyoruz!” dendiğinde de; “Rus uçağı sınırlarımızı ihlal ederse yine düşürürüz!” dendiğinde de, “Aman Putin, al sana tazminat, yeter ki bizimle barış!” dendiğinde de…. Gözü kapalı onaylayan bir çoğunluğun kararlarına ve yapıp etmelerine rasyonellik atfedebilir miyiz?

Bu durumu ‘dün dündür, bugün bugündür!’ deyip gerekçelendirerek rasyonalize edebiliriz elbet- ki geçmişte bir büyüğümüzün sık sık bu gerekçeyi kullandığını biliyoruz -ama bu, olsa olsa bir siyasal demagoji örneği olabilir. Asıl mesele, bu neviden kolaycı demagojilere başvurmadan, Türk toplumunun çoğunluğunun, bize irrasyonel görünen bu karar ve yapıp etmelerinin bilimsel sorgulamasını yapmaktır.

Antropoloji bilimi, bir kesime irrasyonel görünen yapıp etmelerin, gerçekte irrasyonel olmadığını kanıtlamış bulunuyor. İngiliz antropoloğu Evans-Pritchard, Afrika’da Azande kabilesinin büyü pratikleri üzerine yaptığı alan araştırması sonucunda, Zande halkının ‘objektif realite’ bilincinden yoksun olduğunu öne sürmüştü. Nedeni, Azande’li büyücülerin, büyüden istenen sonuç elde edilmemiş olmasına rağmen, aynı büyü pratiklerini tekrarlamaya devam etmeleriydi…

Evans-Pritchard’ın yanıldığı nokta, büyünün yapısını irdelerken, bilimin yapısını referans olarak alması olmuştur. Bilim pratiklerinde öngörülen varsayımın, yapılan deney istenen sonucu vermediği takdirde terk edilmesi kuraldır; -büyüde ise değil! Dolayısıyla Evans-Pritchard büyü uygulamasına bilimsel bir uygulama gözüyle baktığı için yanılmışken, şimdi acaba biz Türk halkının çoğunluğuna, irrasyonellik atfetmekte yanılmamış olabilir miyiz?
Şunu bilmek gerekiyor: Kişileri kültleştirmenin, onları deyiş yerindeyse efsaneleştirmenin mantığı, o kişilere böyle bakmayanların mantığı ile aynı mantık değildir. Kült kişi, tapılan kişidir [‘kült’ün Türkçe karşılığının, ‘tapmak’ fiilinden ‘tapınç’ olduğunu hatırlatayım!] Örnekleri birer semptom olarak okuyabilmek gerekir: O kültleştirilmiş kişinin ‘idrarının şifâ niyetine’ içilebileceği tweetlenebilir; o kişinin, [hâşâ] Allah’ın ‘sıfatlarını taşıdığı’ iddia edilebilir; -tüyleri veya kılları kutsallaştırılabilir, vesaire!

Bütün bunlar, kültleştirmenin, Volk İslamı bağlamında gerçekleştiğini gösteriyor. Bizce, dinen ve şer’an asla ve kat’a meşru görülmesi söz konusu olmayan Volk İslamı’nın hurafe mantığı, kültleştirilmiş kişinin, bize çelişik ve kabul edilemez görünen bütün yapıp etmelerini meşru kabul eden bir mantıktır. Örtük bir biçimde hurafeleştirilmiş bir kült kişilik, hukuk ve ahlak normları bir yana, vicdanın ve insanlığın normları ile kendisini bağımlı saymıyordur artık!

‘Devlet benim’i biliyorduk da, ‘Mantık benim’ dendiğini de yeni öğrendik…

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER