Sahih manada kullanıldığında “millî”, bir peygamberin tebliğ ettiği din ve ana çerçevesini çizdiği şeriat yani hukuk mecmuası olduğundan aynı zamanda “İslami”dir. Muhafazakâr, sağ ve milliyetçi fikir ve siyaset çevrelerinde kelimeyi bu anlamda kullananlar var. Mesela rahmetli Erbakan’ın siyasi hareketi olan “milli görüş” hakikat-i itibariyle referansı İslam olan siyasetti, yani Erbakan Hoca “Milli”den İslami olanı anlıyor, bunu kastediyordu. Bugün de matbuat piyasasında kullanımdan kastı bu olanlar var, hatta son zamanlarda AK Parti hükümetinin öne çıkardığı “milli ve yerli” sloganı bu manaya daha da kuvvet kazandırmış bulunuyor.

Fakat mesele “milli olan”ın salt din/İslam referanslı olmasından ibaret değildir; öyle olsaydı bir yere kadar fikir ve siyaset dünyasına tamamıyla “ulus/natio” karşılığı olarak giren ‘millet’e ve bununla bağlantılı ‘milli’ye bir izah bulabilmek mümkün olurdu. Özellikle Türkiye’nin fikir ve siyasi kültüründe “milli olan” aynı zamanda bize ait olan, tarihte neşv-ü nema bulmuş, yaşanan pratiklerce teyid edilmiş tutum ve davranışlar demektir. Sağ muhafazakâr gelenekten gelen birinin zihninde “milli olan”ın yol açtığı iki çağrışımdan biri “din/İslamiyet”, diğeri tarihimizde ortaya çıkmış bulunan genel hâsıladır ki, söz konusu hâsılanın da bir boyutu idare hukukuyla yani Örfi Hukuk’la, diğer boyutu toplumsal teamüller, gelenek ve görenekler, âdet ve törelerle ilgilidir. İşte kelimenin Türkçe konuşanların zihninde yol açtığı karışıklık da buradan kaynaklanmaktadır. Söz konusu zihin karışıklığının büyük ölçüde sağcı muhafazakâr fikir adamları ve siyasetçilere has olduğunu söyleyebiliriz.

Zira batıcı-laik aydın veya siyasetçi devlet aygıtını ya Fransız Cumhuriyet modeline veya Anglosakson liberal siyaset teorilerine göre dönüştürmek ister. Toplumsal gelenekler açısından da modern ve modernleştirici olduğundan iyi-kötü, faydalı-zararlı geleneksel unsurları aynı kültürel ögelerle dönüştürmeyi hedefler.

Sağcı muhafazakâr aydın ve siyasetçinin durumu hepten karışık, biraz da trajiktir. Kelimenin ilk tab’ını yapan Batılı siyaset teorisyenleri olduğundan, onlar her durumda ve kullanımda “ulustan ve ulusal olan”dan söz ederler; ulus ve ulusal olan da fikri temelini dinden değil, pozitivizmden ve onun politik formu laiklikten alır. İcat edildiği Avrupa’da bile Hıristiyanlığa kıymet tanımada hasis davranan “milli olan”ın tercüme edildiği Türkçe’de -hele İslamiyet’i referans ölçeğinde- kıymet tanıması düşünülemez. Sağcı muhafazakâr zihin ise bütün dinleri tasfiyeye yönelmiş bir aleti hem İslamiyet yerine kullanma, hem İslami davayı gütme ve güçlendirme gibi bir garabete düşmektedir. Bu garabete girişirken de, aslında dinin özünü tahrif ve suiistimal etmektedir. Yaptığı ancak Yahudi din bilginlerinin “kelimeleri yerinden oynatma” demek olan tahrifat kabilinden bir şeydir. Bu yüzden hem başarılı olamıyor hem ilahi bereket ve yardımı hak etmiyor.

Vakıa bundan ibaret olduğundan sağcı muhafazakâr zihin asıl meşruiyet gerekçelerini ve gücünü tarihten, tarihsel birikim ve mirastan devşirmeye çalışır. Burada da yukarıda işaret ettiğimiz üzere siyasette ve idarede Örfi Hukuk’tan, toplumsal ilişkilerin düzenlenip devam ettirilmesinde herhangi bir kritik yapma lüzumunu hissetmeden gelenek ve göreneklerden yararlanır. Sağcı dindar asla siyaseti sivilleştiremez, aksine devlet söz konusu olduğunda hikmet-i hükümet ve nihayetinde katl bilir.

Burada dikkatli bir kritik yapacaksak, “milli olan”ın bizi Osmanlı hanedan ve padişahlık yönetimine meşruiyet sağlayan Örfi Hukuk’a, “yerli olan”ın da bizi çürümüş geleneklere, tevhide zıt görenek ve adetlere, pagan kültür ve Cengiz törelerine götürebileceğini ve yakın siyasi tarihimizde götürdüğünü belirtmeliyiz.

En tehlikeli olan, Avrupa’nın pek erken döneminde, Fransa’nın Üçüncü Cumhuriyeti’nde geliştirilmiş teoriye göre idare hukukunu, siyaseti, toplumsal kültürü ve kamusal alanın tanzimini “devlet”e bırakan bir “milli ve yerli” musibete duçar olmamızdır. Bugün İslam siyasi düşüncesi saltanata karşı özgürlüğü, ahlaki dürüstlüğü, adaleti ve birliği; bunlarla bağlantılı seçimi, sivil katılımı, çoğulculuğu ve bir arada yaşamayı savunan bir iddiadır. İslami düşünce Örfi Hukuk ve pagan gelenek ve törelerle baskı altına alınma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER