[BİR KİTAP] Benim müritlerim değil dostlarım var!

Yaz Sohbetler’i kitabında şiirden, felsefeye, estetikten dine farklı konularda kendisine yöneltilen soruları cevaplayan Hilmi Yavuz, ‘müritleri’ konusuna da açıklama getiriyor. “Benim müritlerim değil, dostlarım var. Bu kadar” 

“İnsanın hayatında bazı anlar vardır ki saltanatlıdır. Bazı hüzünler de. Hilmi Yavuz ile birlikte olduğumuz anlar o saltanatın keyfini süreriz. Hüznün de…” Kitabın sunuş yazısında ifade edilen bu keyfi, Hilmi Yavuz’u tanıyan çokları sürmüştür. Sadece tanıyanlar değil, Hilmi Yavuz okurları da onun şiirlerinde ve düzyazılarında bu hazzı yaşamıştır.

Hilmi Yavuz’u ilk olarak şair sıfatıyla anarız. Sonra denemeci, felsefeci ve hoca kimlikleri gelir. Edebiyat ve düşünce hayatımıza yön veren bir entelektüel, bir sanatkâr olarak Hilmi Yavuz, 80 yaşının bilgeliğiyle hala üretiyor. Timaş Yayınları’ndan çıkan ‘Yaz Sohbetleri’ son iki yazın ürünü bir söyleşi kitabı.

Hilmi Yavuz, 1981’den beri yazlarını Bodrum Yahşi Yalısı’nda geçiriyor. Temmuzdan eylüle kadar İstanbul’a ve gazetedeki okurlarına veda ediyor. –Bu yıl istisna olarak Yarın Bakış’ta yazılarını sürdürecek- ‘Yaz Sohbetleri’, şair dostları Ercan Yılmaz ile Aydın Afacan’ın 2014 ve 2015 yazlarında Yahşi Yalısı’nda Hilmi Yavuz’la yaptığı sohbetleri içeriyor. ‘Büyülü yaz’ın peşinde hatıraların daima şiire karıştığı bir yol kitabı. “Ben şiiri bir yaz gününden öğrendim” diyen bir şair, bir yaz adamı olarak Hilmi Yavuz kitabın sayfalarında şiirden sanata, hayattan felsefeye, estetikten dine, kendine yöneltilen sorulara cevap veriyor. Hilmi Yavuz’u ve şiirini çok iyi bilen Ercan Yılmaz ve Aydın Afacan’ın da bir okuma şöleni vaat eden kitapta payları büyük. Bu bahsi, Hilmi Yavuz’un iki şaire bir vasiyet gibi söylediği şu sözlerle sonlandıralım: “Ben öldükten sonra her yıl, bir hafta, üç gün, beş gün, ne kadar olursa, Yahşi’ye gelin ve beni anın; “Hoca böyle bir şey söylemişti ne güzeldi, şurada denize girmişti, burada şöyle bir şey olmuştu.” deyin. “Keder bahsi”…
Untitled-1

Yaz Sohbetleri’nden…

FAZIL HÜSNÜ:
Hiç şüphesiz, Dağlarca’nın büyük bir şair olduğundan en küçük bir kuşkum yok. Ama çok yazmıştır. Mesela bir seçki yapılsa, diyelim ki ben Dağlarca’dan bir seçki yapsam, en az kırk tane şiir seçerim. En az. Çoğu ‘Çocuk ve Allah’ ile ‘Aç Yazı’dan olur. ‘Asu’dan da ‘Toprak Ana’dan da olur tabii.

ORHAN VELİ:
Orhan Veli şiiri çok iyi biliyor. Yani aruzu, Divan şiirini çok iyi biliyor. Bunun tanıklıkları var. Garip dönemi ziyan edilmiş bir dönemdir kendisi açısından. Çünkü Garip’ten önce 30’lu yıllarda hece vezniyle yazdığı şiirleri de çok güzel.

CEMAL SÜREYA: Cemal Süreya’nın ‘Göçebe’ şiirinde Marilyn Monroe için söylediği “Ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildi” dizesi belki de Türk şiirinin en güzel dizelerinden biridir bana sorarsan.

ATTİLA İLHAN:
Gençlik yıllarımızın idolüydü. Sadece şiiriyle değil; kişiliğiyle, duruşuyla, saçını tarama şekliyle de çok farklıydı. Mesela boynunda bir atkı vardı, yerlerde sürünürdü. Kadife ceket, dik yaka kazak. Gözlüklerini iki elle düzeltme biçimi. Saçlarını ortadan ayırırdı, saçlarını düzeltme biçimi falan.. Arabesk şiirin müsebbibi Attila İlhan’dır.

DİVAN ŞİİRİ:
Bizim kuşağın şairlerine bakıyorum. Cemal Süreya, Ahmet Oktay, Özdemir İnce, Kemal Özer, Ülkü Tamer, Sezai Karakoç… Yani ‘30 doğumlulardan söz ediyorum. Bunların içinde benim kadar Divan şiiriyle ilgilenen şair olduğunu sanmıyorum.

TEK KİTAPLA ANILMADIĞIM İÇİN BAHTİYARIM

Hep söylediğim bir şey vardır o da şu, Ali Hikmet’e, oğluma soruyorum, en iyi şiir kitabın Bakış Kuşu, diyor. Seyfullah’a sorarsan mesela Çöl Şiirleri derdi.  Bir başkası için Bedreddin Üzerine Şiirler. Mesela C.B. (Can Bahadır Yüce) için Akşam Şiirleri. Bu, benim için büyük bir bahtiyarlık. Şöyle bir şey olsa mesela, sadece bir tek kitabımla, Hilmi Yavuz denince sadece Bedreddin Üzerine Şiirler denmiş olsaydı bu benim için gerçekten ciddi bir nakîse olurdu

Entelektüel sahtekârlar var!

“Ben Türkiye’de entelektüel kimlik arkasına gizlenmiş birtakım sahtekârları sergilemek, teşhir etmek gibi bir görevim olduğunu da düşünüyorum. Eğer ben dil biliyorsam mesela çevirilerde gördüğüm kepazelikleri yazma gereği hissediyorum. Bu ülkede kültürel, entelektüel kepazeliklerin hiçbir yaptırımı, müeyyidesi yok. Kimse de çıkıp bu böyle olmaz demiyor, buna cesaret edemiyor. Ben ediyorum.”

MURAT TOKAY

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER