15 Temmuz günü bir daha olmaz diye zannettiğimiz bir darbe teşebbüsüne şahit olduk. Herkesin yüreği ağzına geldi.

Hemen şunun altını çizelim: “Amasız, ancaksız, fakatsız” kim yaparsa yapsın, kim teşebbüse kalkışırsa kalkışsın, askeri müdahale, darbe gayrimeşrudur, iyi değildir, yararlı değildir. Yarım asırdır benim siyasette iki kırmızıçizgim söz konusudur: Biri siyasi amaçlı terör ve şiddete başvurmak, diğeri sivil siyasete askeri müdahalede bulunmak veya darbe yapmak! Bu iki yola başvuranlar benim anladığım dine, Kur’an’dan istihraç ettiğim siyasi zihniyete, kısaca es Siyasetü’ş Şer’iyye’ye aykırı bir işe kalkışmış olurlar. Bana göre İslam tarihinin ilk darbecileri Muaviye ve oğlu Yezid’tir.

Başımızdaki yöneticileri beğenmeyebiliriz, bize göre tatbikatları hak ve hukuk ihlali olabilir. Bir yönetimi değiştirmenin yegâne yolu kanuni siyaseti takip etmektir. Silahlı ayaklanma, terör veya askeri darbe siyaseti öldürür, toplumu altüst eder. Sabırla, ikna yolunu anlatarak, haksızlıkları güzellikle ifade ederek ve insanların sağduyularına, vicdanlarına ve adalet duygularına hitap ederek netice almak mümkündür.

Seçimle iş başına gelmiş birinden kurtulmanın yolu yine seçimdir, yani ona verilen halk desteğini azaltmaktır. Seçimle gelen seçimle gitmelidir. Seçim hileleri olabilir, kandırmacalar, algı operasyonları sandığa etkili olabilir. Bunlar için dahi gayrimeşru olan darbe teşebbüslerine girişilmez.

Bu genel çerçeveden baktığımızda 15 Temmuz kalkışmasını mazur gösterecek bir argüman yoktur. Ben 27 Mayıs’ı da, 12 Eylül’ü de iyi bilirim. Darbecilerin tanklarını halkın üstüne sürdükleri, Meclis’i bombaladıkları, ses hızını aşan uçakları şehirler üzerinde uçurduklarını görmedim, duymadım.

Sevindirici taraf şu ki, siyasi partiler ortaklaşa darbe teşebbüsüne karşı çıktılar. Zaten seçilmiş biri darbeye göz kırpacak olsa, kendi varlığını, asli misyonunu inkâr etmiş olur.
Ama daha sevindirici ve etkileyici olan yüzbinlerin neredeyse refleksif olarak sokaklara inmesi, meydanlara çıkması ve kalkışmayı protesto etmesi oldu. Kanlı darbelerden ve askeri müdahalelerden çok çekmiş Türkiye’de kitlelerin bu kalkışmaya karşı gösterdikleri tepkinin siyaset sosyolojisi açısından iyi okunması lazım. Bu tepki bana yazının başlığını attırdı:
Neden?

27 Mayıs’ta rahmetli Menderes ve arkadaşları asıldı, halk 15 Temmuz tepkisini göstermedi. Çünkü ilk darbeydi, uzak mesafeden Milli Şef İnönü ve CHP destekçi görünümü veriyordu ve en önemlisi şehirli nüfus bugünkü kadar yoğun değildi, bu düzeyde politize olmuş da değildi. Bugün 27 Mayıs türü bir darbe teşebbüsü olsa, 15 Temmuz benzeri bir tepki olur. 12 Eylül de kanlıydı ama kabul görmesinin iki sebebinden biri özellikle son zamanlarda her gün sağdan ve soldan 10-15 kişinin hayatını kaybetmesi ile darbenin ağırlıklı söylem bazında komünistlere ve sola karşı yapıldığı gerekçesini öne sürmesiydi. Kısaca darbeye maruz kalanların toplumsal desteği yoktu.

Darbeleri önleyebilecek toplumsal güç dindar-muhafazakâr ana gövdedir. Bu gövde 28 Şubat’ta post-modern de olsa müdahale ve darbeler konusunda çok hassaslaştı. AK Parti, bir yönüyle 28 Şubat mağduriyetinin ürünüdür. Ama bana sorarsanız 15 Temmuz’da kitleleri meydanlara döken en önemli amil Mısır’da seçilmiş cumhurbaşkanı Mursi’ye ve Müslüman Kardeşler’e karşı yapılan kanlı darbedir. Binlerce insan sokaklarda öldürüldü, binlercesi hapiste. Dindar muhafazakâr kitleler Türkiye’nin de Mısır benzeri kanlı bir darbeye maruz kalmasından korktular, bu yersiz bir korku da değildir.

Sonuç itibariyle kim ve hangi gaye ile bu kalkışmayı yaptıysa kör hesap yaparak intihara kalkışmıştır. Nasıl 7 Haziran seçimlerinden sonra HDP yüzde 13,1 oy aldığı, 80 sandalye kazandığı halde PKK kör bir teröre başvurarak intihar ettiyse, 15 Temmuz darbecileri de benzer bir intihara kalkışmışlardır. Sahiden bir “üst akıl” varsa, bu bayağı boş bir kafanın akılsızlığıdır.

Evet! Bu son darbe teşebbüsüydü. Bundan sonra halk darbelere karşı daha duyarlı ve antrenmanlı olacak. Şimdi bir yandan hukuk içinde kalıp darbeye kalkışanlardan hesap sorarken, öte yandan daha büyük musibetlere karşı siyasi birliği ve toplumsal barışı tesis etmeye hız vermek lazım.
Hepimize geçmiş olsun!

TAZİYE: 15 Temmuz günü vefat eden değerli insan Nevzat Yalçıntaş Bey’e Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı dilerim.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER