15 Temmuz unutulmaz bir geceydi. Günün ağarmasını beklemeden acı bilanço belirmeye başladı, masum insanlar can verdi, korku ve kaygı tavan yaptı, darbeden önce psikolojik bir travma tünelinden geçtiğimiz muhakkak.

Savaşın kazananı olmayacağı gibi, darbeden medet ummak da çok beyhude. Zira hayatın durmasını göze almak, kaçamak yollardan bankadan kendi paranı koparmaya çalışmak, arabanın benzin deposunu doldurmayı düşünmek neyi kotarır ki… Klişeleşmiş bir ifadeyle, en kötü demokrasi bile darbeden iyidir. Bunu gerçek değil de, gerçeğe yakın tiyatrovari yaşasaydık ne iyi olurmuş… Böylece darbenin kazananı olmadığını tam anlamasak da sezerdik belki… Zira dışarıdaki tank, jet ve top sesini en çok da küçücük çocuklar duyar. Geleceğimizi yaralayınca ümitlerimizi gömeriz toprağa ve hepimiz istisnasız zarar görürüz…

Zor ama önemli bir sınavı geride bıraktı ülke. Bundan böyle küçük veya büyük çıkartmalarla darbe yapılamayacağını, darbe ülkesi olmadığımızı böyle durumlarda farklı düşünsek bile tek yürek olduğumuzu gördük; bu bizi fazlasıyla biledi ve güçlendirdi. Kısaca sorunlar kavgayla değil, demokrasiyle illa ki demokrasiyle çözülür, mantığını anlamayan kalmadı. Belki de en çok halktan dayak yiyen gariban asker anladı bunu.

Devletin güvenlik ve istihbarat zafiyeti bir kez daha tescillendi. Ordunun içinden bir kısım asker veya komutan ayaklanıyor, topu tüfeği çıkarıyor ve yüksek merciinin haberi girişim esnasında oluyor… Bunu yemezler… Darbe girişiminin kara kutusu bu nokta. Genelkurmay bilmiyorsa, ülkeden haberi yok… Biliyorsa göz yumdu… Göz yumduysa, Devletin haberi nasıl olmaz? Biz, `Vatan yahut Silistre` tiyatrosunu fazla kanıksamış olmalıyız ki, bu sorulara cevap vermeyip milliyetçiliğe odaklanıyoruz. Başka açıdan sorarsak, tasfiye edilmesi gereken kilit isimler bilinmiyor muydu? Bilinmiyorsa, bu halde, nasıl güçlü devlet olunur? Biliniyorsa kimlerle niçin ortaklık devam etti?

Bir tasfiye operasyonu için göz yumulmuşa benziyor ancak sonuç böyle tasarlanmamış olmalıydı. Düğmeye basılmasına izin verenler de büyük deneyim kazandı zira yine ucuz atlatıldı: Halkın duygularıyla oynanamaz… oynanmamalı…

Gece yarısı imamların ezan okumaya koşması, esasında asayişin berkemal olduğunu haber verdi gizlice (!) Zira kimisi sokakta kimisi görev başında ise, durum sandığımız kadar vahim değildi: Memur amirinden emir alabiliyor, rahatça görev başına gidebiliyor, ayaktayız yıkılmayacağız ilanını bir canıyla hoparlörden ilan edebiliyor… Başbakan’ın hemen açıklama yapması da bunun bir girişim olduğunu ilk dakikalarda gösterdi. Çünkü gerçek bir darbede başbakanın sesi nasıl duyulur?

Garip bir millet olduğumuz da bir kez daha teyit edildi. TRT basılırken, başka kanallarda halay, dizi izlemek mümkündü. Bu haberleri Hollanda Devlet televizyonu kesintisiz aktarırken, bizim kanallar olaya yabancı kalabildi. Buradan bakarsak ayrıksılığımız ve bölünmüşlüğümüz azımsanamaz. Ancak basit bir kenetlenme ve milli iradeye sahip çıkma değildi bu. Çünkü halk birden bire vicdanıyla harekete geçti ve oldukça başarılıydı. Sıra demokrasiyi güçlendirme imtihanına geldi.

Baskıyla susturarak bir yere ulaşamayız… Bunu anlamıştık, anlıyoruz anlamaya da mecburuz. Farklılıklarla açık olarak, eskinin hesaplarını kapatarak, toleransın direncini artırarak, yenilenerek, bilgi ve eğitim düzeyimizi gerçek anlamda iyileştirerek demokrasi cidarlarımızı genişletiriz. Gerçek bir demokrasi olmasa da, mevcut verileriyle, insanların birbirinin yaşam alanlarını mümkün olduğunca az gasp eden bir yönetim biçimi zorunlu. Bir gün bir gazetenin kapatılmasıyla gizlice basının tehlikede olduğunu söyler… Bundan hepimiz endişe duymalıydık. Birbirinden farklı olaylar değil bunlar… Despotizm acımasızdır bunu hep birlikte gördük. Konuşma, düşünme ve farklılıklarla birlikte yaşama özgürlüğü olmazsa olmaz…
Bir de Ortadoğu’yu tehdit eden dramı hiç düşünmüyoruz. Türkiye bu tablo içinde kritik bir noktada. Türkiye`nin gelişmesini istemeyen dış güçleri de hesaba katmıyoruz… Var yok birbirimizle gözü kapalı vuruşuyoruz… Bizim demokrasiden önce, gemi batarsa hepimizin can vereceğini başka bir sahneyle adamakıllı anlamamız gerekmektedir.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER