[email protected]

15 Temmuz Cuma gece saat 10.00 sularıydı. Başbakanlık konutu, eskiden Cumhurbaşkanlığı rezidansı olan Çankaya Köşkü ve daha pek çok büyükelçiliği barındıran Ankara’nın Çankaya semtinde, paniğe yol açan jetlerin alçak uçuşları neyin nesiydi?. Gökyüzüne baktım bir sivil uçak, biraz ilerisinde savaş uçakları gidip geliyordu. Aldığım ilk istihbarat, bir uçağa terör tehdidi olduğu şeklindeydi. Kısa süre sonra anlaşıldı ki bu ordu içinde bir kalkışmaydı, ama o arada darbeciler, tıpkı 1960 darbesinde olduğu gibi komuta katını da ikna edeceklerini umuyorlardı. Öyle ya darbeci askerler, 1960 yılında, Orgeneral Cemal Gürsel’i yatağından kaldırıp darbeye katılmaya ikna ettikleri gibi şimdiki komutanları da ikna edeceklerini umuyorlardı. Bu amaçla, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ı ve diğer bazı komutanları rehin aldılar, yetmedi, Hürriyet’in haberine göre, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Abidin Ünal’ı ve bazı komutanları katıldıkları bir düğünden kaçırdılar!. Ama belli ki darbeye katılmaya ikna edemediler. Her yönüyle tirajı komik, başarısız kalan bir darbe girişimi.

Savaş uçaklarından atılan bombaların çıkardığı sesler tüm Ankara’ya inletiyordu. Bu ürkütücü bomba seslerine gece boyunca camilerden kısa aralıklara okunan selalar eşlik ediyor, halk sokağa davet ediliyordu.

Darbeciler acımasızdı… İlerleyen saatlerde gelen haberler, darbecilerin, ele geçirdikleri savaş uçaklarıyla, parlamento binasını, emniyet genel müdürlüğünü, askeri binaları ve de vatandaşları bombalamakta hiçbir sorun görmediklerini ortaya koyuyordu.
Vahşice bir darbe teşebbüsüydü ama aynı zamanda iyi planlanmamış bir eylem karşımızda duruyordu. Ne var ki, Türkiye’ye daha büyük zararlar verecek, demokrasiyi tarumar edenlerin eline büyük bir koz veren bir ortama da zemin hazırlamıştı.

Darbeciler, bir süreliğine el koydukları TRT’de spikere okuttukları, “Yurtta Sulh Konseyi”ne yani kendilerine ait olduğunu söyledikleri bildiriyle, 21’nci yüzyıl modernite dünyasına ters düşen, 1960 darbe dönemlerinin Milli Birlik Komitesi söyleminin izlerini taşıyan günlere bizleri götürüyorlardı. Tamam, bildiride yer alan, mezhep ayrımcılığını körükleyici, yolsuzluklara karşı duyarsız, ifade özgürlüğünün ortadan kaldırıldığı gibi politikaların düzeltilmesi Türkiye’de pek çok kişinin paylaştığı temennilerdi. Ama çözüm, askerin darbeye kalkışması değildi.
Bu arada enteresan bir gelişme oldu. Kıdemli bir savcı, tüm televizyon kanallarına gece yarısı verdiği demeçlerde, daha darbeci subayların kimler olduğu bilinmeden çoğu general olanların isimlerini tek tek veriyordu ve gözaltı listesinde olduklarını belirtiyordu. O zaman kritik soru şu; madem darbe hazırlığı yaptığını düşündüğünüz isimler elinizdeydi neden bu vahşi eylemin gerçekleşmesini önlemediniz?.

Bu başarısız darbe girişimi, iktidar ve muhalefetin, demokrasinin vazgeçilmez bir yönetim biçimi olduğunu idrak etmeleri yolunda almaları gereken önemli bir ders. Bir diğer mesajı ise, daha bir ay önce, “komuta kademesi TSK’ye hakimdir,” diye bildiri yayımlayan ordunun, kendi içindeki kalkışma planlarından haberdar olmadığıdır. Bu durumda yapılması gereken, TSK’nın, tesis edilecek demokratik yönetim biçiminin kontrolü altında hesap verebilir konuma çekilmesidir.

Nihai durumda, bu darbe girişimi, Türkiye’nin güvenilirliğine dünya nezdinde yeni bir darbe vurdu. Askeri vesayeti sonlandırmayanlar ise, bundan sonra hep omuzlarının gerilerine bakarak hükmetmek zorunda kalabilecekler.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER