Darbeye teşebbüs edenler de, darbeye maruz kalanlar da, darbeyi engelleyenler de geriye dönüp baktıkları zaman aynı şeyi söyleyecekler: Keşke olmasaydı. Millet olarak hepimiz bizi biz yapan çok önemli bir değeri 15/16 Temmuz gecesi kaybettik. Bir devleti devlet yapan, halkı ile kaynaştıran, bekasını sağlayan, zor kazanılan ve bir gecede kolayca kaybedilen bir hazine bu: Güven. Türkiye’nin bütün düşmanları bir araya gelse başaramayacakları kadar ağır bir tahribat uzun yıllar ağır bir yük halinde belimizi bükecek. Sabrımızı zorlayan bir terör saldırısıyla, bir doğal felaketle karşılaşmadık. Asker halkına, polise, birbirine kurşun sıktı. Bu ülkeyi korumak için emanet edilen silahlar halka çevrildi, diğer darbelerdeki gibi sadece tehdit etmekle kalmadılar, ateş ettiler. Ülkenin güvenlik birimleri arasına kan girdi. Asker aynı üniformayı giydiği meslektaşına, polis askere, vatandaş devlete bu derin yara kapanana kadar güvenmeyecek. Birlikte teröre karşı bir operasyon yürütürken komutan astına, ast üstüne, hepsi birlikte diğer güvenlik birimlerine kuşku ile bakacak. Amaç birliğini, ideal birliğini, iş birliğini nasıl sağlayacaklar?

Yeni bilgiler geldikçe devletin içinde ne kadar derin bir yaranın açıldığı yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Ordu bütün düzenini kaybetmiş, darbecilerle darbeye karşı çıkanlar birbirine girmiş. Ülkenin güvenliği sahipsiz durumda. İsveç veya Monaco Prensliği değil burası Türkiye. Güneydoğu’da meskûn mahallerde savaş yürüten bir asker ve polis gücünden bahsediyoruz. PKK’nın bu manzaraya bakıp nasıl bayram yaptığını tahmin edebiliyor musunuz?
Ya başarılı olsaydı?

Darbe sürecini, Boğaz köprüsüne yakın, silah seslerinin rahatlıkla duyulduğu bir yerden takip ettim. Böyle bir durumda iki ucu pis bir değneği tutuyorsunuz. Hayatım boyunca askerî darbeden olduğu kadar başka hiç bir şeyden bu kadar nefret etmedim. Darbe düzenini, 12 Eylül’de Mamak’ta yatarak, 28 Şubat’ta devletin tepesinde olup bitenleri gözleyerek geçirdim. Ülkeyi savunmak için eline verilen silahı, üniformayı ve yetkileri iktidarı ele geçirmek için kullanmak vatana ihanettir. Bugüne kadar tecrübe ettiğimiz üzere bu ülkeye askeri darbeler kadar başka hiç bir şey zarar vermemiştir. Bu yüzden silah seslerini dinlerken ülkem adına büyük bir endişeye kapıldım. Darbe başarılı olsa, darbecilere karşı tescilli sabıkalarımdan dolayı kendim için de endişe ettim. Yazdığım yazılar ve demokrasiyi yaşatmak için “bu ordunun lağvedilip yenisinin kurulması lazım” sözlerim bir kenarda duruyor.

Beri tarafta hukuku, özgürlükleri ve demokrasiyi baskı altına aldığı için hükümete yönelik eleştirilerimiz var. “Sandıktan çıkmış en kötü hükümet bile halkına ateş açan darbecilerden iyidir.” demeniz yeterli olmuyor. Silah seslerinin duyulduğu saatlerde sırra kadem basan troller, ortalık yatışınca hemen saldırıya geçiyor. Sizi ölümüne karşı çıktığınız darbenin karanlık dünyasına cahil cüreti ile sürgün ediyorlar.

İşte tam bu anda, darbeyi besleyen ruh iklimi devreye giriyor. Muhalefet iktidarın birçok korkak mensubundan önce yiğitçe çıkıp demokrasiye ve varlığını demokrasiye borçlu olan hükümete sahip çıktı. Bu kenetlenme bundan sonraki kanlı maceraları da daha doğmadan engelleyecek asıl caydırıcı güç. İktidar yandaşlarının muhalefetteki ve toplumdaki bu direnci kırmaya, insanı doğduğuna pişman etmeye hakları yok. Darbeyi iktidardan önce demokrasinin yanında durarak muhalefet engelledi. Bu ortak dayanışmayı sürdürmek için merak edenler silah seslerinin duyulduğu saatlerde iktidar kanadından kimlerin ortadan kaybolduğuna baksınlar.

Darbe başarılı olsaydı sadece darbe yapılırken değil sonrasında da kan gövdeyi götürecekti. Kaybeden sadece ülke olacaktı. Türkiye ilkel bir muz cumhuriyetine dönecek, itibarımız beş paralık olacak, çıkarlarımızı koruyamaz hale gelecektik. Hak, hukuk ve özgürlük arayışını öbür dünyaya erteleyecektik.

Hiç kimse darbe olmasını beklemiyordu. Darbe görmemiş genç nesil büyük bir şaşkınlık içinde olanlara anlam vermekte zorlanıyor. Türkiye geride bıraktıkları ile 15/16 Temmuz gecesini hak etmiyordu.

Yine de ikaz edelim. Türkiye’de çok kötü bir atmosfer var. İktidar bu atmosferi baskıyı arttırmak yerine yeni bir başlangıç için fırsata çevirmeli. Toplum darbeye karşı topyekûn kenetlenerek üzerine düşeni yaptı. Sıra iktidarda. Tam darbenin karşısında demokrasinin, hukukun, özgürlüklerin durduğu yere geçerek, örselenenleri, kırılanları tamir etmeye girişebilir, devlette kaybolan güveni yeniden inşa etmek için yola revan olabilir.
Vatandaş kime güvenecek? Üzerine silah sıkan askere mi, Hükümete mi? Bir iktidara meşruiyet yani güç kazandıracak daha etkili bir ikilem olur mu?

Paralel darbe mi?

Önce darbe teşebbüsü mü darbe mi? Kuvveden fiile geçtiği, üstelik oluk oluk kan döktüğü için, biraz da “darbe” demek “darbe teşebbüsü” demekten daha kolay olduğu için 15/16 Temmuz gecesi muhtemelen bir “darbe” olarak tarihe geçecek.

27 Mayıs bir seri cunta örgütlenmesinin başlangıcı olmuş, sonrasında orduda bir cuntanın kadrosunda yer almayan subay nerdeyse kalmamıştı. 12 Mart’ın ve sonrasında 12 Eylül’ün emir-komuta hiyerarşisi içinde yapılması bu cuntalaşmaya fırsat vermemek içindi. Hâlâ tartıştığımız Balyoz ve Ergenekon modelleri daha çok 27 Mayıs’a yakındı. Bu modelde darbeler diğerleri gibi paletli zırhlı araçların şehirlerin stratejik kavşaklarına yerleşmeye ve kritik devlet kurumlarının ele geçirilmesine dayanıyor. Ancak önceki gece bir kez daha görüldüğü üzere cunta darbesi öncelikle ordunun kendisine karşı yapılıyor. O kadar ki, sivil iktidar merkezleri yerine komutanların enterne edilmesi sağlanıyor. Bu yüzden bu seferki 27 Mayıs’a, benziyor; ancak kadrosu çok kalabalık olduğu için yine de bu modele sığmıyor.

Darbeciler ağırlıklı olarak yüzbaşı-albay arası subay kadrosuna dayanıyor. 60 bin civarında subayın acaba kaçı bu darbeye destek verdi? Büyük şehirler dışında özellikle muharip unsurların bulunduğu Güneydoğu’daki tutuklamalar, sayının hiç azımsanmaması gerektiğini gösteriyor. Bu kadar kalabalık bir kadronun bir araya gelmesi gizli bir örgütlenme ile mümkün olamaz, aynı zamanda ortak bir ruh iklimine ihtiyaç var. Öyle ki, kritik noktadakiler harekete geçince diğerlerinin de harekete geçmesi veya destek vermesi gerekir. Darbeye muhatap olan hükümetin ve ordunun üst yönetiminin “paralel” popülizmi yerine ordudaki mevcut hiyerarşiye paralel bu ruh iklimine eğilmesi gerekir.

Ordu içinde paralel bir yapı var mı? Devletin diğer birimlerinde olduğu gibi birden fazla kanun ve hiyerarşi düzeninin dışında yapılanma olduğu belli. Halka kurşun sıkacak kadar ileri gitmek için paralel dünya görüşünün ötesinde öfke ve nefretin belirlediği bir ruh ikliminin paylaşılması gerekir. Çok geniş bir kadro söz konusu; çok sıkı bir hiyerarşi ve disiplin içinde darbenin paralel örgütlenmesinin gözden kaçması, hele Hulusi Akar gibi bir komutanın denetimi altında gerçekleşmesi mümkün mü? Başımıza bela olan şeye, ara kadrolardaki bu cuntalaşma eğilimine, bu zehirli iklime dikkat edilmeli.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER