Fransa hedefte

Artık “yeni terör” olarak nitelendirilebilecek eylemlerin hedefi güvenlik güçleri ya da devlet değil, anonim siviller. Bu Nice’de daha da belirginleşti zira diğer saldırılara zorlamayla bir meşruiyet kulpu takılabilmişti. Hınç ve intikam duygularıyla ya da tamamen duygusuz işlenmiş olduğu belli bu toplu kıyım Batı Avrupa’daki toplumsal kırılmaların daha da derinleşmesine elbette vesile olacaktır. 

Dünyamızda her gün bir şiddet eylemi oluyor. Belki her zaman böyleydi ancak küreselleşmenin getirdiği yeni prizma bu şiddet eylemlerini her an herkesin gözüne sokuyor. Her şiddet eyleminde Dünya kamuoyu kurbanların kimliğine ve katillerin kimliğine göre tepki veriyor. Artık her cinayet öldürenin kimliğine göre anlamlandırılıyor. Herhangi bir saldırı olduğunda, İslamcı hınç dolu Müslümanlar “İnşallah Müslümandır. Oh olsun!” derken, İslamcı olmayan günlük yaşamlarında inançlı Müslümanlar ise “İnşallah Müslüman değildir, gene kabak bizim başımıza paylayacak” diyorlar. Ama her iki durumda da “Müslümanlığa” göre konum alınıyor. Ne Müslümanlar için ne de genel kamuoyu için diğer motivasyon ve aidiyetlerin artık hiçbir anlamı yok. Bu açıdan bakıldığında kendine “İslam Devleti” diyen örgüt küresel cihadını başardı. Dünya’yı İslam’a göre konumlandırmayı başardı. Kollektif algı dünyasını İslamlaştırdı. “ Bu gerçek İslam değil” söylemi anlamsızlaştı. Zira gerçek İslam’ın bu değil de şu olduğunu savunanlar şiddet yanlıları tarafından İslam’a ihanet etmiş olarak algılanıyor.

Fransa’nın Côte d’Azur kenti Nice’te olan akıl almaz saldırıda da aynı şey oldu (akıl alır bir saldırı yok elbette!) 10’u çocuk 84 kişi öldü 40 kişi ağır yaralı. Nice’in meşhur kordonu Promenade des Anglais’de dondurma yiyerek salına salına yürüyenleri bir tır tekerlekleri altında ezdi ve kanımca saldırılara yeni bir boyut getirdi. Saldırganın kimliği henüz belli olmadan herkes nefeslerini tutmuştu : “Müslüman mı değil mi?” Müslümansa, Müslümanlıktan başka bir aidiyeti ve motivasyonu olamayacağına göre kesin bu vahşeti Müslümanlık adına gerçekleştirmiştir! Borcu olduğu için, kıskançlıktan ya da kısaca deli bir cani olduğu için değil. Zaten saldırının hemen ardından İslam Devleti Örgütü 31 yaşındaki Tunus asıllı Fransızı “İŞİD’in neferi” ilan etmişti bile.

‘YENİ TERÖR’ÜN HEDEFİ DEVLET DEĞİL, ANONİM SİVİLLER

Fransa son 2 yıldır kendisini İslam’la ilişkilendiren şiddet eylemlerinin en önemli hedeflerinden biri haline geldi. 1990’larda ülke Cezayir iç savaşıyla ilişkili bir “İslam yüzlü terör” ile tanışmıştı ancak yirmi sene sonra peyda olan bu şiddet “sadece İslam’la” özdeşleştiriliyor. Diğer bir deyişle bu savaş teritoryal bir savaş değil. Zaten Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ilk defa “İslami terör” kavramını dile getirdi.
Batı Avrupa’da gerçekleştirilen saldırıların faillerinin büyük bir çoğunluğu (hatta hiçbiri) Suriyeli ya da Iraklı değil. Buraların çocukları. Diğer bir deyişle bu şiddet eylemleri “mülteciler” ile ilişkili bir sorun değil, Batı Avrupalı (Özellikle Fransa ve Belçika), Müslümanlığını yeni keşfetmiş gençlerin eylemleri. Hemen hemen hepsi eylemlerinden birkaç ay öncesine kadar İslami denilebilecek bir hayat yaşamıyorlardı. Bu son saldırgan için de geçerli. Uzun süreli bir “beyin yıkamadan” bahsetmek mümkün değil.

Ayrıca artık “Yeni terör” olarak nitelendirilebilecek eylemlerin hedefi güvenlik güçleri ya da devlet değil, anonim siviller. Bu Nice’de daha da belirginleşti zira diğer saldırılara zorlamayla bir meşruiyet kulpu takılabilmişti. “Charlie Hebdo peygambere hakaret etmişti”, “Bataclan’da insanlar Şeytan müziği dinliyor, içki içiyorlardı” vs. Eğer Nice katliamı dinsel bir motivasyonla yapıldıysa artık Küresel Cihat’ın bu tip yapay meşruiyet bahanelerine ihtiyaç duymayacağı ortaya çıktı. Herkes hedef, insan hedef. Bu anlayışta “insan”, anonim olarak insanlığın çeperine konuldu bile. Öldürülebilir. Bu saldırı dinsel motivasyonlarla geçekleşmediyse de pek bir şey fark etmez. Zaten IŞİD kendine mal etti ve zaten sağ kamuyu ve sağlaşmış sol kamuoyu bunu “Müslümanlara” yükledi bile.

Hınç ve intikam duygularıyla ya da tamamen duygusuz işlenmiş olduğu belli bu toplu kıyım Batı Avrupa’daki toplumsal kırılmaların daha da derinleşmesine elbette vesile olacaktır.
Katil Tunus asıllı bir Fransız. Tunus’un İslam Devleti örgütüne en çok militan gönderen ülke olduğunu ve Libya’nın batısında bulunan Tunus sınır boyunun İŞİD’in arka bahçesi haline geldiği unutmamak gerek. Ancak bugünkü olaydaki katilin Tunus’dan gelip gelmediği henüz meçhul.

Charlie Hebdo, Bataclan, Brüksel gibi saldırılardaki katillerden biraz daha yaşlı yani “heyecanlı kendini kaybetmiş ve toplumda yerini bulamamış genç” modelinden uzak gibi duruyor. Başka bir ortamda bu eylem gerçekleştirilseydi siyasal ya da kimliksel bir motivasyondan çok “cinnet” kavramıyla açıklanmaya çalışılabilirdi. Ama İslam’la özdeşleştirme saldırıdan bir kaç dakika sonra çoktan yapılmıştı. Bu algıdan geri dönüş imkansızlaşmakta.

SALDIRILAR ÖZGÜRLÜK-GÜVENLİK DENGESİNİ ALTÜST EDİYOR

Yeni bir diğer husus saldırının silahı. Bomba dolu kamyon ve intihar etmeye kararlı şoför Lübnan iç savaşından beri çok kullanılan bir silah. Ancak burada kamyonu kullananın amacı azami sayıda insan “ezmek”. Tekerleklerinin altına almak. Patlatmak gibi ani bir amaç güdülmemiş. Kamyonun patlayıcıyla dolu olduğu söyleniyor ancak katil herhangi bir yere çarpıp bu patlayıcıları (gerçekten öyleyse) patlatmaya çalışmıyor, insanları ezerek öldürmeye çalışıyor.

Bu saldırı Fransa’da korunmaya çalışılmış ve kısmen de başarılmış özgülük-güvenlik dengesini bozacaktır. Kimi uzman artık Fransa’nın yeni bir dizi saldırıya hazır olmasını söylüyor. Umarım bu kendini gerçekleştiren kehanetlerden değildir.

Samim Akgönül

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER