Hayatım boyu demokrasi ve hukuku savundum, bunun mücadelesini verdim. 27 Mayıs 1960 müdahalesini yapanlara hep bir hınç duydum. Darbecilerce katledilen Adnan Menderes’i ve arkadaşlarını demokrasi şehidi olarak andım. Her sene ölüm yıldönümlerinde ve fırsatım oldukça mezarlarını ziyaret ettim. 12 Eylül darbesinde ortaokulu yeni bitirmiştim. Bir büyüğümün anlattıklarının o küçük yaşımda oluşturduğu dehşet ve korku duygusuyla yıllardır biriktirdiğim bütün kitapları bir gece gizlice çöpe atıp hızla oradan kaçtığımı hatırlıyorum.

İlk gençliğim “yasaksız Türkiye”, “konuşan Türkiye” sloganlarıyla, meydan meydan mitinglerde koşturmayla geçti. 1990’lı yıllar, beklediğim demokratikleşme hamlelerinin, desteklediğim partinin vesayet kurumlarına teslim olması sebebiyle gerçekleşememesinin hayal kırıklığıydı.

28 Şubat’ta üniversitede genç bir asistandım. Postmodern darbenin ülkeyi nasıl sindirdiği, halkı nasıl tahkir ettiği, milletin değerlerini ne şekilde aşağıladığını bizzat yaşadım. Her zeminde tepkimi ortaya koydum. Farklı bir siyasi görüşe sahip olduğum halde, halkın oylarıyla yönetime gelmiş dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan’ın görevden alınmasını hazmedemediğim için Saraçhane meydanına koştum ve bireysel desteğimi ortaya koymaya çalıştım.

28 Şubat’ın etkisinin bütün sertliğiyle sürdüğü 2000’li yılların başında görev yaptığım Basın Konseyi genel sekreteri olarak ayrım gözetmeden bütün yayın organlarını özgürlük ihlallerine karşı savundum. Mağdur olan her yayın organının, her gazetecinin yanında oldum.
Siyasetin içinde olduğum dönemde demokratik değerlerden ayrılmamayı, bu değerlerin hâkim kılınmasını savundum. 2007’deki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi verilen e-muhtıraya iktidar partisi yöneticilerinin dik duruşundan gurur duydum. Referandumda “evet”i savunduğumuz için arkadaşlarımızla partimizden dışlandığımızda bile Anadolu’da ilçe ilçe kampanyalara katıldım.

Velhasılı hayatımın her safhasında demokrasinin, hukuk devletinin, milli iradenin ve seçilmiş meşrû hükümetin tarafında oldum. Millet iradesine yönelik her türlü müdahelenin karşısında durdum. Demokrasilerde son kararı halkın vermesi temel şiarım oldu.
Ülkede demokratik uygulamalardaki eksiklikleri, noksanlıkları, hukuk devleti uygulamalarındaki sorunları her zaman eleştirdim. Mesleğim icabı basın özgürlüğü, ifade hürriyeti en hassas olduğum konulardı. Ama ne olursa olsun milli irade sözkonusu olduğunda tarafım her zaman meşrû iktidarın yanı oldu. Yanında, içinde, arkasında kim olursa olsun hep darbelerin karşısında oldum.

Türkiye demokrasisi hep darbe tehdidi ve asker vesayetiyle yaşadı. Ama geçtiğimiz cuma akşamı gerçekleşen ve yüzlerce insanın ölümüne sebep olan darbe teşebbüsü bunların en kanlısı. Darbeciler savaş uçaklarıyla demokrasinin tecelli ettiği TBMM’yi ve havaalanlarımızı bombaladı. Polisler şehit edildi. Sivil halka ateş açıldı. Gece boyunca dehşeti yaşadık. Yüzlerce can kaybı ve yaralının olduğu bir sabaha uyandık.

Eli kanlı, acımasız, alçak darbeci ve cuntacılara karşı cesur ve inançlı duruşuyla tankların karşısına dikilen kahraman milletimiz, cumhurbaşkanımız, hükümetimiz bu mel’un darbe teşebbüsünü bertaraf etti.
Hepimize çok geçmiş olsun. Ama tehlike sürüyor.

Arkasında kim, hangi grup ve kesim olursa olsun, hain darbeciler, cuntacılar yargılanıp en ağır cezalara çarptırılmalı, bir daha kimse bu ülkede darbeye cüret edememeli.
Sorunlarımız yine demokrasi içinde, demokrasinin yöntemleriyle çözülmeli. Türkiye’nin geleceği daha çok demokrasi, daha çok özgürlük ve daha çok hukukta.

Demokrasi müdafaası uğruna şehit olan kahraman halkımıza ve polislerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifa diliyorum. O gece büyük bir kahramanlık destanı yazıldı.
Türk demokrasi tarihinin en kanlı darbesinin arkasındaki cunta ve teşvikçileriyle ilgili çeşitli iddialar var. Hukuk süreci tamamlanmadan kimseyi suçlayamam. Ama iddia ve suçlamalar çok vahim. Doğruluğuna dair en küçük ihtimal bile dehşet verici.

4 ay önce bana gelen teklif üzerine demokrasi, hukuk devleti, fikir ve ifade özgürlüğüne destek için başladığım yazılarıma son veriyorum. Kutuplaşmanın, gerilimin bu derece yüksek olduğu, rasyonalitenin bu kadar kaybolduğu, gerçeklerin ve değerlerin çok flulaştığı bir ortamda bundan sonra yazmanın çok anlamlı olmadığı kanaatindeyim. Bütün bu sebeplerle artık yazmayı bırakıyorum.

Demokrasinin hayatiyetinin sözkonusu olduğu bu noktadan sonra tarafım milli irade ve seçilmiş meşrû iktidardır.

Bana burada fikirlerimi özgürce ifade etme imkanı veren Yarına Bakış yöneticilerine teşekkür ediyorum.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER