Türkiye’nin de içinde yer aldığı Ortadoğu havzasında neden darbe hevesleri ve teşebbüsleri bir türlü sona ermiyor? Bu dikkatlice araştırılmaya değer bir konudur. “Da-ra-ba” fiilinden darbe, vurmak yani bir şeyi harekete geçirmek üzere itmek, daha anlaşılır ifadeyle güç kullanmaktır. Devletler meşruiyet zemininde güç kullanır ama devletlerin meşruiyet çerçevesini çizen hukuktur. Şu halde bir darbe söz konusuysa verili ve geçerli hukuku iptal etmeye matuf bir hareket var ki, bunu ortaya çıkaran şey güçtür. Bu güç hukuk dışıdır. Çünkü insanlara icab ve kabulleri, rızaları olmadan bir şey kabul ettirmek onlara boyun eğdirmektir. Hukuk dışı güç kullanımı (darbe) başarıya ulaşırsa kendi kanunlarını vaz’eder, emir ve direktiflerini “hukuk” olarak takdim eder.

1961 ve 1982 anayasa metinlerini ortaya çıkaran süreç böyle işlemiştir. İşte burada göz önüne almamız gereken bir nokta var: Güç kullanan bir zümrenin emir ve direktiflerini kanun formuna sokması, o ülkede “hukuk”un tesis edildiği, emir ve yasakların vicdanlar tarafından benimsendiği anlamına gelmez. Herkesin zihninin çok gerilerinde yatan kabul şudur: Bu yasalar aslında hukuk dışıdır, darbeciler tarafından topluma dikte ettirilmişlerdir. Darbe yaparak kanun yapmak mümkünse, başka kanunlar için başka darbeler yapmak da mümkün, diye düşünülür. Hal bu ise, yasaları ihlal etmek vicdanları rahatsız etmez; uygun bir fırsat ortaya çıktığında mukabil bir darbe ile yeni emir ve direktifler “kanun” adı altında hayata geçirilir. Darbe teşebbüslerini büyük ölçüde ve bilinç altında “başvurulabilir” bir yol ve yöntem olarak diri tutan fikir burdan kaynaklanır.

Bizim tarihimizde İbn Cem’a’nın formüle ettiği “kılıç hakkı” ve Osmanlı’nın tavizsiz uyguladığı Örfi Hukuk yönetimi güç kullanımına bağlamış berbat bir gelenektir. Tarihimizden tevarüs edip üzerinde yeterince kritik edemediğimiz söz konusu gelenek bugünkü darbe teşebbüslerini beslemeye devam etmektedir.

Fakat Ortadoğu’da darbeleri cazip kılan başka faktörler de var ki, bunların neredeyse tamamı modern ulus devletten neş’et eder. Birinci faktör devletin tabii ve kabul edilebilir otorite yapısının modern kurumsal yapıda aşırılaştırılmış karaktere büründürülmesidir. Karşımızda öylesine kaba veya rafine merkezi/otoriter bir aygıt var ki, güç ve iktidar heveslileri bunun cazibesine kapılmaktan kendilerini alamıyorlar. Yüksek düzeyde takva ve hukuk bilinci sahibi değilse, müslüman da bu kışkırtıcı aygıtı sahiplenmek ister, böylelikle siyaseti bunun temellükü mücadelesine indirger. Rafine merkezi ve otoriter bir aygıtı ele geçirdiğinizde kendi kimliğinizi toplumun genelinin kimliği, düşünce ve inancınızı toplumun genel düşüncesi ve inancı haline getirme imkanlarını ele geçirirmiş olursunuz; dahası toplumu ve bireyi kontrol etme mekanizmalarını yetkiniz dahilinde işletirsiniz. Mutlak iktidarın sadece Allah ait olduğunu, yüce Allah’ın bir hikmet üzere insanları farklı yarattığının, her topluluğa farklı bir şeriat, yaşama biçimi kıldığının, dileseydi hepsini yekpâre kılabilecekten bunu murad etmediğinin hikmetini ve iradesini bilmiyorsanız, içinizdeki otoriter ve totaliter canavar sizi toplumun tamamını temellük etmek üzere kışkırtır, kontrol ettiğiniz devlet gücüyle insanları kendi iradenize râm etmiş olursunuz. Takvanız yoksa bu size inanılmaz bir haz verir.

Hükmetme duygusu ve iktidar şehvetten daha etkili bir itme gücüne sahiptir. Devlet üzerinden toplumun mali ve ekonomik kaynaklarını kontrol ettiğinizde istediğiniz kimseleri ve zümreleri âbâd eder, istemediğiniz kimseleri yoksul bırakırsınız. Bürokrasiyle rant dağıtır, boyun eğdirir, toplumu kendi arzularınıza râm edersiniz. Yine yeterince takva sahibi değilseniz farkında olmaksızın kendinizi “rezzak” konumuna çıkarırsınız ki, idarecilerin muhaliflerinin işine son vermeleri, onları işsizlikle ve açlıkla terbiyeye kalkışmalarının motivasyonu budur. Sizin lütuflarınızla bir anda zengin olanlar artık size “kul”durlar, hayatları boyunca size minnet ve sadakat içinde yaşarlar. Bütün bu gayrımeşru ve ahlak dışı fiilleri hukuk ve ahlak ilkelerine bağlı kalarak işleyemezsiniz; güç kullanır, darbe yaparsınız.

En azından bizdeki pratiği bu olmakla beraber “devletsiz” yaşanmadığı da bir gerçek. Çünkü merkezi bir kamu otoritesi (emir) olmadığında insan kolayca ormanda yaşayan hayvanlar gibi kendi güdülerini kanun yerine koyar ve gücünün yettiği her canlıyı kendi tahakkümü altına almaya kalkışır. Burada mesele gelip hukuka dayanmaktadır. İşin başı ve sonu Hukuk, hukuk devletinin tesis edilmesidir.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER