Tehlike başka bir yerde. Darbe teşebbüsü sonrasının hasadını yapanlar, bir an önce aklını başına almalı ve bu tehlikeye odaklanmalı. Devlet, kamu düzeni, halkın iktidar ve muhalefetiyle tamamının devlet güçlerine güveni çökmüş vaziyette. Bu kaos ortamı kimin işine yarar?

Tehlikenin mahiyetine geçmeden önce, darbenin aktörleri üzerine bazı bilgileri hatırlatalım. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesinin neredeyse yarısı, bir şekilde darbe teşebbüsünde rol almış durumda. Bu oranı, darbeyi yapabilecek evsafta silah, mühimmat ve personele sahip olan birimler için hesapladığınız zaman durum inanılmaz. Türk ordusunun savaşta cephe hattının en önünde yer alacak birimleri darbe teşebbüsünün asli aktörleri olarak öne çıkıyor. Asıl dikkat edilmesi gereken ayrıntı daha korkunç. Darbeciler, ağırlıklı olarak PKK’ya karşı aylardır kent savaşını veren personel. Darbecilik ile kent savaşında görev almak arasında zehirli bir sebep sonuç ilişkisi görülüyor.

İkinci ayrıntı ise önümüzdeki günlerde daha fazla konuşulacak. Gazetelerde yer alan 2700 civarında subayın Askerî Şura’da ihraç edileceği bilgisi, darbenin asıl sebebini oluşturmuş. MİT’in hazırladığı liste darbecilere tamim edilmiş. “Paralel yapı” iddiası, Genelkurmay’ın da, İktidar’ım da gözünü perdelemiş, bu kadar geniş kadrolu bir darbe hazırlığını deşifre edememek inanılmaz bir hata. Darbecilerin ortak paydası darbecilik, yani iktidar karşıtlığında birleşenler kadroda görev almış. Darbeciler arasında Kemalist, hatta Aydınlıkçı subaylar daha baskın. Erdoğan krizi her zamanki gibi fırsata çevirerek Ergenekoncuları hem de “paralel” yaftası ile tasfiye ediyor. Yargıdaki yıldırım tasfiye de aynı soruna odaklı. İktidar “Kemalizme teslim oldular” diyen Perinçek’ten kurtulmuş oluyor. 2700 subayın tasfiye listesinin darbecilerin eline geçmesi, Eylül-Ekim gibi planlanan darbenin öne alınmasına yol açıyor. Darbe bu yüzden aceleye getirildiği için amacına ulaşamıyor. Darbenin tiyatro olduğu doğru değil, ancak MİT’in elden ele dolaşan listesinin darbeyi erkene alıp tetiklediği iddiası ciddiye alınmalı. Her işte bir hayır var, belki de üç ay sonra gelecek darbe daha fazla kan dökecekti. Ama tehlike geçmiş değil.

Türkiye’nin şu anda caydırıcılığı olan, uluslararası ortamda saygınlığını sağlayan bir ordusu kalmadı. Herhangi bir uluslararası krizde bu durum daha görünür olacak. Kendi karargahını kontrol edemeyen, bu kadar geniş kadrolu bir cuntanın istihbaratını alamayan bir Genelkurmay ve İktidar durumu toparlamakta da çok zorlanacaktır. Asıl tehlike ise Güneydoğu’da pusuya yatmış bekliyor. PKK karşısında gördüğü askeri, şimdi darbeci olarak izliyor. Şu anda Türkiye’nin en önemli güvenlik sorunu, Askerin zaafını altın değerinde bir fırsata dönüştürmeye hazırlanan PKK’nın üzerinde çalıştığı planlar. Bu sorun için de, her işte bir hayır var sözünü tekrarlamak lâzım. Çünkü darbe amacına ulaşmış olsaydı, Türkiye bir yıl içinde bölünürdü. Bu kadar vahşi, bu kadar acımasız bir cuntanın elinden özerklik veya bağımsızlık alırken ne halkın sesi çıkabilir, ne de dış dünya hayırhah davranırdı.

Gelelim asıl tehlikeye. Türkiye’nin çok acil toplumsal barışı sağlaması ve tansiyonu düşürmesi lâzım; insanî bir endişenin yanında devletin yeniden devlet haline gelebilmesi, kendini ve halkını koruyabilmesi için kaçınılmaz bir zorunluluktan bahsediyorum. Darbeyi önlemek için tankın tepesine çıkma cesareti gösterenlerle ertesi gün meydanları dolduranlar aynı kişiler değil. Sabaha kadar sosyal medyada troller görünmüyordu. Tehlikenin bertaraf edildiği anlaşıldıktan sonra etrafa tehdit ve hakaretler yağdırmaya başladılar. Emir komuta zincirini kaybetmiş, dağılmış bir ordunun subayları darbe dışında başka bir işle meşgul olmaz.

Gelecek olan darbe bir iç savaşın eşliğinde planlanır. 15 Haziran’da darbecilerin toplumsal desteği hiç yoktu. Provokatörler iş başında. Geleneksel etnik-mezhebî kitlesel çatışmalar bu desteği çok kanlı şekilde oluşturabilir. Hatay’dan, Malatya’dan bazı işaretler geldi bile.
Kitlelerin solaktan çekilmesi, halkı silahlandırmak gibi kışkırtıcı beyanlardan uzak durulması gerekir. Allah korusun.