Askeri darbe girişimi başladığı andan itibaren her aklı başında insan gibi büyük endişeye kapıldım ve öfke duydum. Çünkü bugüne dek defalarca bilimsel görüş ve siyasi düşünce olarak darbelere karşı cıktım. Bunun nedeni, ideolojik saikler değil rasyonel akıl oldu. Çünkü darbelerin her daim siyaseti geriye götürdüğünü, çoğu zaman ileri sürdükleri veya amaçladıkları hedeflerin tersine sebep olduklarını tarih bize gösteriyor. İngiliz siyaset bilimci Hale ve Türkiye’de siyaset bilimci değerli dostum Cengiz Sunay, bize darbeler ve vesayet rejimlerinin özellikle Türkiye genelinde nasıl işlediğini eserlerinde açıkladılar. Eğer girişimde bulunulan darbeye gereken analitik akılla, çözümlemeci bir kafayla yaklaşmak yerine, genellemeler, klişeler, önyargılar, görmek istediğimiz kurgusal sebep-sonuç ilişkileri ile yaklaşırsak, her şeyden önce darbenin gerçekleşme dinamiklerini, organizasyon yapısını, hiyerarşisini, planlama safhasını, iletişim kanallarını, süre ve süreç olarak hangi zaman dilimini kapsadığını, hareket etme biçimini, karşılaştırmalı (Türkiye darbe tarihi ve asker siyaset ilişkisi bağlamında) olarak tahlil etmezsek, başını kuma gömmüş devekuşu gibi gerçekleri göremeyiz.

Bugün kimse manipülasyon yapmasın, gerçekler ortada. Türkiye’de çok minimal bir marjinal grup dışında kimse darbeden medet ummuyor. Darbelere karşı geniş tabanlı ve partiler üstü bir refleks var. Bu çok ama çok umut verici. Daha az umut verici iki şey var. Biri, darbecilerin teslim olması veya yakalanması sonrası yaşanan barbarca linç girişimleri, ikincisi ise Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümetin darbenin kimler tarafından organize edildiğini araştırma ve analiz etme zahmetine katlanmadan, “paralel”, “FETÖ” gibi analitik olarak da hukuki olarak da somut olmaktan uzak terminolojilere başvurmaları. Masumiyet karinesi ve hukuk devleti bakımından mevcut normatif sorunları kast etmiyorum sadece. Asıl kast ettiğim, bu genellemelerin, darbeyi anlama konusunda zafiyet oluşturması. Sıtmanın bir büyü neticesinde ortaya çıktığını varsayan ilkel insanın tutumu gibi, bu bakış açısı “hastalığa” ne teşhis koyabiliyor ne de onu tedavi edebilme yetisinde.

Eğer ortada bir suçlama varsa, öncelikle elde somut kanıtlar olmalı. Kişilerin bağlantıları, iletişim mecraları, karar alma süreç ve hiyerarşileri vs. soruşturulmadan, bir şey söylemek zor. Uçuk iddialar, belki günü kurtarır. Belki de “zaten hedefte olan” ve “hükümetin diş bilediği” grup ve bireyleri bertaraf etmede kullanılabilir. Dahası bunu kitlesel bir hukuk ihlalleri dalgasına dönüştürerek, tüm “muhalefetten arındırılmış” bir gül bahçesi ortamı sağlamaya yönelik operasyona da dönüştürebilir. Ancak unutulmaması gereken şu: bir gün mutlaka ama mutlaka birileri de bu metotların darbecilerin metotlarından farkı olup olmadığını sorar.
Darbecilerin yaptıklarının amasız, fakatsız, tamamen yanlış ve kabul edilemez bir suç eylemi olduğundan hiç şüphem yok. Yine darbenin bastırılması sonrasında yaşanan gayri hukuki takibatlardan, zoraki genişletilmiş hedefi malum toplu görevden almalardan, özellikle yargı bağımsızlığına ve devlet tarafsızlığına gölge düşüren uygulamalardan yana büyük bir sıkıntının yaşandığını, Türkiye’de bu tür uygulamaların paradoksal olarak askeri darbelerin sonrasında dahi yaşanmadığını tespit etmeliyiz. Darbe girişimi, asla ve kata bu türden hukuksuz ve otoriteryan politikaları meşrulaştıramaz. Belki galeyana gelen kitleleri memnun eder bir süre. Ama gerçekler belirginleştikçe, aklıselim giderek hâkim olur. Bu bağlamda, şu an Türk basınında yaşanan utanç verici goygoyculuk, özellikle Doğan grubunun da terminoloji olarak malum terminolojileri pervasızca kullanmaya başlaması ve kanıtsız iddiaları gerçekmişçesine topluma pompalaması, düşündürücüdür. Bu, tutumlar devletin aklını kilitlemektedir. Öngörü yeteneğini azaltmaktadır. Dahası güvenlik boşluğu oluşturmaktadır.

Hatta darbeye karşı en önemli argüman olan demokratik hukuk devleti argümanını geçersizleştirmektedir. Evet, her hükümet darbecilerden yeğdir. Ancak hükümetlerin görevi, darbecilerin mantalite ve enstrümanlarından uzak durarak, mücadelenin demokratik hukuk devleti çerçevesinde yürütülmesini temin etmektir. Artçı darbe, hukuksuzlukları tetikler, siyasetin meşruiyetinin altını oyar.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER