Mo-Tse’yle barış yolunda…

Sunduğu etik, pratik ve metafizik argümanlarıyla, Mo-Tse aslında hükümdarlara ve seçkinlere hep aynı mesajı veriyor: Savaş, halka eziyet ve yöneticilere huzursuzluk demek. Her halükarda barışın yolu tercih edilmeli. Günümüzde savaşın neden olduğu yıkım ve haksız düzenin zararlarını görmek için Çin’e kadar gitmeye gerek yoktur.

Çin’de de olsa ilmi aramak gerekir. Çin düşünce tarihi dipsiz bir kuyu. “Savaşan Devletler Dönemi” diye adlandırılan, Çin’in kaosa sürüklendiği yıllarda “Müziğe Karşı” başlıklı risalesinde, Çinli düşünür Mo-Tse (m.ö. 479-381), bize de tanıdık gelecek, çağının çok karanlık bir resmini çiziyor:

“Günümüzde büyük devletler, küçük devletlere saldırıyor. Büyük aileler, küçük aileleri yok ediyor. Güçlü olanlar, zayıf olanları eziyor. Çoğunluk azınlığa zorbalık ediyor. Kurnaz olanlar, enayi olanları kandırıyor. Asil olanlar halkı hor görüyor. Asilerle isyancılar, hırsızlarla eşkıyalar her yerde ortaya çıktı ve onları durdurmak artık mümkün değil.”

Taoculuğa ve de çağın ihtiyaçlarına uygun olmadığını düşündüğü Konfüçyüslüğe karşı çıkan Mo-Tse, Uzak Asya düşünce tarihinin en ilginç simalarından. Nesnel olguların analizine dayanan faydacı görüşleri ve geliştirmeye devam ettiği “evrensel sevgi” prensibi ile dikkat çekiyor, bu Çinli düşünür. Daha da önemlisi o, muhtemelen, insanlık tarihinin ilk barışçılık kuramcısıdır. Bu yönüyle de günümüzde okunması veya yeniden okunması gereken bir felsefeci.

Ütilitarist görüşleri ağır bassa da barış konusunda yazdıkları, etik bir boyuttan yoksun değil. Savaşa karşı kaleme aldığı denemelerde barışı savunmak için üç temel argüman kullanıyor. İlk argümanı günümüzde de dikkate alınması gereken bir tartışma açıyor: Bir insan, bir başka insana karşı bir suç işlediğinde cezalandırılıyor. Bu adil bir uygulama. Peki, o zaman binlerce insanın haksızlığa uğratıldığı, hatta öldürüldüğü savaşlar neden durdurulmuyor ve savaşın efendileri neden cezalandırılmıyor? Onlar da hırsız ve katil değil mi? diye soruyor Mo-Tse:
“Küçük bir suç işlendiğinde, [asiller] suçu işleyeni kınarlar. Ama başka bir ülkeye saldırmak gibi büyük bir suç işlendiğinde saldıranı kınamazlar. Tam tersine onun suçunu överler ve bir “doğruluk” misali olarak tanıtırlar. O zaman [asillerin] ”hak” ile “haksızlık” arasındaki farkı bildiklerini gerçekten söyleyebilir miyiz?”

Başka bir deyişle Mo-Tse, bu sözlerle savaş taraftarı yöneticilerin, yani “asillerin” meşruiyetini sorgulamış oluyor. Düşünürün sahip çıktığı semavi düzene göre, hükümdarlar halka hizmet etmekle yükümlülerdir. Ama asiller, hak ve haksızlık arasındaki farkı ayırt edemiyorlarsa kutsal görevlerini nasıl yerine getirsinler?

Mo-Tse’nin ikinci argümanı ise, faydacı görüşleriyle doğrudan ilişkilidir. Sayısızca can ve mal kaybına neden olan, insanların yaşadıkları düzeni alt üst eden savaşın zararları, faydalarından daha çoktur. Fatihler savaşı kazandıklarını düşünseler de, er ya da geç onlara karşı birleşecek olan ülkelerle tekrar savaşmak zorunda olacaklar. Yani biten savaşlar, yeni savaşların tohumlarını barındırıyor. Daha da önemlisi, savaşın sonucunda ortaya çıkan, haksız olarak algılanan düzen, yerel isyanlara neden olacak. Yani ne halkın, ne de fatihlerin rahatı olmayacak. Huzursuzluk ve korku içinde yaşayan halkın çektiği acıların karşısında, fethedilen toprakların hiçbir değeri yok, diyor Mo-Tse. Ona göre kazanılan bir savaş bile ancak sefalete neden olur. Savaş huzur getiremez, yani semavi düzenin inşasında herhangi bir faydası olamaz.

Üçüncü argümanının ise metafizik sayılabilecek bir boyutu var: İnsanlara felaket getiren savaşın ayrıca ne semaya, ne de Çin inançlarında büyük önemi olan ruhlara faydası var. Savaş sadece insanların yaşadığı dünyayı etkilemiyor. Öte dünyayı da altüst ediyor, çünkü insanların öte dünyaya karşı görevlerini yerine getirmeye engel oluyor. Savaşlarda tapınaklar, adak yerleri ve sunaklar yakılıp yerle bir ediliyor. Böylece insanlar, ibadetin gereği ruhlar dünyasına karşı sorumluluklarını üstlenemiyorlar ve insanların ve ruhların dünyaları arasındaki dengeler bozuluyor. Mo-Tse, bu durumdan doğa cinlerinin, şeytanların ve de hayaletlerin büyük bir huzursuzluk duyduklarını belirtiyor.

Savaş, halka eziyet ve yöneticilere huzursuzluk demek

Sunduğu etik, pratik ve metafizik argümanlarıyla, Mo-Tse aslında hükümdarlara ve seçkinlere hep aynı mesajı veriyor: Savaş, halka eziyet ve yöneticilere huzursuzluk demek. Her halükarda barışın yolu tercih edilmeli. Ütopik bir geçmişte adil savaşların da yaşandığı iddiası ve teknolojiye dayalı caydırıcılık teorisi, modern barışseverleri şaşırtsa da, Mo-Tse’nin barışa duyduğu özlemiyle ve asil hükümdar arayışıyla, yirminci birinci yüzyılda ruh ikimizdir. Çünkü günümüzde savaşın neden olduğu yıkım ve haksız düzenin zararlarını görmek için Çin’e kadar gitmeye gerek yoktur.

Laurent Mıgnon

Prof. Dr, Oxford Ünivesitesi Öğretim üyesi.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER